|
TÜRKİYE TİYATRO KURULTAYI ANKARA BULUŞMASI ÜZERİNE Erhan Gökgücü TOMEB Bşk İstanbul’da 12 Eylül’de bazı kuruluşların önayak oldukları ve tiyatro sanatının sorunları için güç birliği amaçlı bir kurultay düzenlenmiş ve konu ile ilgili bazı kuruluşlar bir araya gelerek çalışmalar yaptıklarını ifade etmişlerdi.Tomeb İstanbul’daki buluşmaya bir bildiri ile katılarak görüşlerini bildirmişti.21-22 Kasım günleri bu kez Ankara’da, Ankara Tiyatro Festivali içinde ve Taksav’ın ev sahipliğinde 2. Kurultay gerçekleşti.2.Kurultayın daha başlangıcında Tomeb’in dikkatini 3 unsur çekti: 1-Katılım ağırlıklı olarak yurdun her yönünden gelen üniversite tiyatroları ile yarı profesyonel denilebilecek grup temsilcileri,bir kaç profesyonel özel tiyatro, ve bunların oluşturdukları örgütlerden ve Oyçed’den oluşmuştu.Hem özel hem de ödenekli tiyatroyu temsil eden tek kuruluş Tomeb’di ve oluşumun kararlarının alınacağı bildirilen bu kurultaya Tomeb; İstişan,Kültür-Sanat Sen,Detis ile Işık Der’in neden çağırılmadığı sorusuna doyurucu bir yanıt alamadı.Tobav bir bildiri ile katılmıştı . 2- Toplantı Kurultay adını taşımak için gerekli her türlü yapısal organizasyondan uzaktı ve bunu Tomeb ifade etti.Gerçekten bu durum iki gün boyunca çalışma yöntemi üzerinde sık sık oturum yöntemi değişimi ve yapılacağı belirtilen çalıştayların oluşmaması,çalışılmaması ile kendini belli etti. 3-Salondaki üniversite tiyatrolarının ve özellikle profesyonel ölçütte Kürtçe tiyatro yapanların temsilcisi yalnızca kendi sorunları için aramızda bulunduklarını konuşmalarında belli ettiler ; genel tiyatro hareketi adına öneri bulunmak bir yana ,profesyonellerin sorun ve çözümlerinin tartışıldığı sürelerde açık ilgisizlikleri belirgindi. Oturum ,girişim komitesinin ve Taksav’ın kısa birer “ Hoşgeldiniz” konuşmasıyla açıldı ve Nedim Saban’ın ülkemizde bu günlerde tiyatro sanatının sıkıntılarını ve önümüzdeki tehlikeleri dile getirdiği sıcak,doğru ve güzel konuşmasıyla açıldı.Söz arasında şunu da belirteyim,Orhan Aydın bu toplantıya hazırlıklı gelen ve bu nedenle etkin ve gerekeni söyleyen ender temsilcilerden biriydi.
Oturumun 1.gününde Tomeb,bazı temsilcilerin değişikliği nedeniyle İstanbul’daki toplantıya ilettiği görüşlerini okudu,açıkladı.Bu yazı temelde güç birliğine gereksinim olduğu,ancak önce ilkelerin ,sonra işleyiş modelinin saptanması ve Kesk-Disk bünyelerinde örgütlenmenin yararı ile nihai hedefin ülkemizin koşullarına adapte edilmiş bir sanatlar konseyi yasası olması doğrultusundaydı.Tomeb bu dönemde yaygın olan”herkesin kapısının önünü temizlemesiyle sanat sokağının temiz olamayacağı” görüşünü sundu ; salt tiyatro değil tüm sanatsal sorunların nihai hedef olması gerekliliğini belirtti ve 2.gün ise ilk bildirisinin açıklaması ve nihai hedef için model önerisini sundu.Bu yazı aşağıdadır.
Ağırlıklı olarak bir çatı örgütü kurma fikrine önce Tomeb ,Oyçed ve Orhan Aydın karşı durdular;Orhan Aydın sendikalaşmayı savundu ve genel kurulu yeni bir çatı örgütü kurma fikrinden Tomeb’in ayrı statülerdeki kurum ve kuruluşların yasal olarak bir araya gelemeyecekleri açıklamasına oturumdaki hukukçunun da katılması ile olgunun bir güç birliği girişimi şeklinde nitelenmesine karar verildi.
2 günlük konuşma ve tartışmalar sonucunda , konuşulan ve kağıda dökülen ilkeler ile işleyiş ve bir arada gereken tepkiyi verme yöntemleri üzerine kararların girişim komitesince yazıya dökülerek ilgili tüm sanat kuruluşlarına iletilmesi ,bu karar önerilerinin yönetim kurullarınca irdelendikten sonra imza aşamasına gelinmesi kararına varıldı. Bu bir araya gelişlerin ülkemizdeki tiyatro hareketi için yararlı olacağını düşünen TOMEB ,yukarıda belirtilen eksikliklere karşın böylesi bir girişimin zorluğunu ve girişimcilerin iyi niyetini bildiğinden,sözkonusu 2 kurultayı düzenleyenlere içtenlikle teşekkürü bir borç bilir ve bu ilk adımların ivme kazanması için elinden geleni yapacağını açıklar. TOMEB BİLDİRİSİ NİÇİN GÜÇ BİRLİĞİ ?
*Anayasa’nın 64 .maddesinin korunması ve Kültür Bakanlığının yasasında gerekli değişikliğin yapılarak 64. maddenin işlerlik kazanması için, *Kültür-sanat olgusu insanın ve toplumun uygarlık düzeyinin yükselmesine gerçek katkı veren unsurlar olduğundan, nasıl ki sağlık bakanları doktorlardan seçiliyorsa ,kültür bakanlarının da gerçek sanat-kültür insanlarından oluşması adına tüm partilerden kadrolarına sanat- kültür insanlarını almaları ve kültür bakanlarını bunlardan ; kültür bakanlarının da müsteşarlarını yönlendirdikleri sanat disiplini mensuplarından seçmelerini sağlamak için, *Kültür ve turizmin ayrılması ve böylece kültür olgusunun rantiye hesaplara kurban gitmemesini sağlamak için, *Kültür bakanlığının bütçesine daha fazla pay ayırılması , dağıtımın daha fazla sanatsal-kültürel ölçütlere yaslanması ve bu alanda meslek örgütlerinin söz hakkının doğması için, *Kültür merkezi binalarının çoğaltılması,bu konudaki yeni projelerin bunları kullanacak olan kesimlerin uzmanlarının görüşlerinin alınarak hazırlanması ve kullanımlarında daha demokratik bir yöntem oluşması için, *Yazılı ve görsel basının ve yayın kuruluşlarının sanatsal-kültürel olaylara daha fazla yer vermelerini sağlamak için, *Sanatımızın demokrasi kültürüne gerçek anlamda katkı verebilmesi için, ve bu bağlamda; -Ödenekli sahne sanatları kurumlarının özerk ve özgünleştirilmesi , -Özel tiyatrolara destek yönetmeliğinin değiştirilerek ölçütlerinin sanatın ölçütleriyle bağdaşması ve işleyişin daha demokratikleşmesi için, *Ülkemize yurt dışından gelen yabancı tiyatrolara polis vazife ve selahiyet kanunu uyarınca oyun metnini ve ekiplerini bildirmek zorunluluğu yokken ve haklarında valilik emri ile yaptırımlar uygulanmazken özel tiyatrolara çeşitli yöntemlerle açık baskı yapılmasını önlemek için, *Yurt içindeki sanat hareketlerinde kişi ve ekiplerin ana dillerinde sanat üretmelerinin doğal karşılanması ,önlerine setler çekilmemesi için, *Sanat ve kültür hareketlerinin Anayasa’nın değiştirilemez maddelerine (Laiklik-Demokrasi – Hukuk Devleti-Üniter Yapı ) gerçek anlamda katkı vermesi yolunda önlerinin açılması ve emeğin-emekçinin sorunlarına duyarsız kalınmaması için, *Amatör sanat hareketlerine ve bunlar içinde uygulanması en zor koşullarda olası olan sahne sanatlarına gerçek anlamda destek verilebilmesi ve özellikle üniversite tiyatrolarının her türlü yönetim denetiminden kurtulabilmesi için, *Kültür bakanlığı ve metropol kent belediyelerinde içinde sayısal ağırlık taşıyan meslek kuruluşları üyeleri ile sanat- kültür konseylerinin oluşması için, *Tiyatro hareketinin salt bir eğlence değil,eğlendirirken aynı zamanda düşündüren,yorumlatan bir eğitim unsuru olduğu gerçeğinin kabulü ve hayata geçmesi için, *Çeşitli sanat disiplinlerinin mensuplarının tanımlarının resmileşmesi ve sosyal güvenlik koşullarının düzenlenmesi, bu konudaki kayıpların giderilmesi için, *Tiyatro gibi kompoze nitelik taşıyan sahne sanatlarının ülkenin her ilinde yapılabilmesinin maddi- manevi koşullarının oluşması ve böylece bu sanatların yurtta gerçek anlamda yaygınlaşmasının ve konuşlanabilmesinin kolaylaşması için, *Örgütlenme kültürünün gelişmesi ve önündeki engellerin giderek yok olması için… NASIL BİR İŞLERLİK? *Yukarıda belirlenmiş amaçlar doğrultusunda ortak dili, duyarlılığı ve gerektiğinde eylem birliğini var etmek için aşağıda isimleri yazılı kuruluşlar aralarında bir protokol düzenlemiştir. -……………………….Kuruluşu (kuruluşları) dönemsel olarak sekreterya görevini üstenir ve iletilen sorunları,talepleri araştırarak en kısa zamanda gerekli kurum ya da kuruluşlara iletirler. -Protokole imza atmış kuruluşlar konular-sorunlar hakkında yönetim kurulu kararı ile katkılarını en geç bir hafta içinde açıklarlar ; belirlenmiş bazı acil durumlar için sekreteryaya yetki verilebilir. -Ülkenin giderek artan illerinde konular ve sorunlarla ilişkin panel,açık oturum vb. etkinkiler, kampanyalar ,eylemler düzenleyerek vardıkları sonuçların,edindikleri bilgilerin sekreterya yolu ile dağılmasını sağlarlar -Dönemsel sekreteryanın masrafları için protokolü imzalayan her kuruluş ayda ..tl ödemeyi kabul eder. *Protokole imza atmış kuruluşların üyeleri çeşitli portallerde birbirileri ile çelişkilerini dile getirdikleri yazılarda uygar bir tutum almak ve hakaret-karalama gibi unsurlara başvurmamak durumundadırlar.Bunu yapan üyenin yönetim ya da onur kurulu kararı ile moderatörler tarafından belli bir süre ilgili portalle bağı kesilir. *Kuruluşlar yönetim kurulları kararı ile ve nedenini açıklayarak güç birliğinden ayrılma hakkına sahiptirler.Ancak 2 . kez başvurmaları halinde genel kurul kararı gerekir. VARILMAK İSTENEN HEDEF NE OLMALIDIR? Sanat yapmak muhalefet etmek ve insanoğlunun politik bir varlık niteliği taşıdığını kabul etmektir; sanatçının yalnızca çağının tanığı değil aynı zamanda sorgulayanı olması ve erklere de bunu demokratik bir hak olarak kabul ettirmesi anlamındadır. Şimdiki duruma bir göz atalım : Ülkemizde sanatın ve sanat üretenin önü açık değildir. Sanat yapma değil,yapmamanın özgür olduğu dönemler yaşanmıştır.Bunun önüne geçmek için yalnızca Anayasa’nın 64 .maddesini korumak ve cezai maddeler i kaldırmak yetmez ,ülkenin sanat – kültür hareketlerinin yalnızca özgürleştirilmesi ,kültürel yozlaşma ya da kirlenmeye umar olmayacaktır. Egemen sosyo -ekonomik ve politik sistem sanatın gelişmesi ile yaygınlaştırılmasına engeldir. Kültür Bakanlığı ülkedeki sanat hareketlerine ve sanatçının her disiplinde daha verimli ,daha yetkin ürünler vermesi için ve hatta cumhuriyetin ilk dönemlerinde sürdürülen aydınlanma sürecine katkı vermesi için kurulmuş iken zaman içinde amacından uzaklaşmış ve yalnızca düzenleyici, yönlendirici bir rol benimsemiştir. Buna karşı şunu diyebilmeliyiz : Devlet sanat yapmaz ya da yaptırmaz,yalnızca sanatın önünü açan düzenlemeler koyar. Bu anlayış,Dünya’nın gelişmiş ülkelerinde ağırlıklı olarak böyledir.İngiltere’de Arts Councell, Fransa’da Kültür Bakanlığının, Almanya ‘da eyalet ya da belediyelerin sanat komisyonları açıkladığım amaç doğrultusunda kurulmuştur ve yapılanmalarında ağırlıklı olarak sanat adamlarından oluşmuştur.Benzer bir yapının Kültür Bakanlığı yasasında da olması gerekmektedir.Esasen ilgili sendika ve birlikler sanat-devlet,işçi-işveren ilişkilerinde temel unsur olarak sanatın ve mesleklerin korunmasında önemli rol oynarlar.Ne ki Türkiye’de gerek ikili sosyal güvenlik sistemi,gerek ise bu yapıların mevzuatının dar olması nedeniyle sendikalaşmak ne yazık ki sanatçıya pek yararlı gelmemekte;hatta geçmiş darbeler nedeniyle uzak durmayı yeğlemektedir ki bu noktada sanatçının toplumun öncül güçlerinden biri olması gerekliliği boşa düşmektedir.Sendikalaşmayı mutlaka desteklemenin yanı sıra yeni modellerle erkin destek verme,yönlendirme gücünü de bazı kurallara bağlama gereksinimi vardır.Batı’nın 500 yıla varan burjuva tiyatrosu geleneği yanında ülkemizdeki tiyatro hareketinin 100 yılı biraz aşkın bir emeklemeden ,çocukluğa ve gençliğe adım atmaya başladığı gerçeğini göz ardı etmemeliyiz.Peki,nasıl bir model? Kültür Bakanlığı yasasına bir madde konularak müsteşar başkanlığında bir konsey kurulmalı. Bu konsey , bakan müsteşarı,mali danışmanı ile plastik,fonetik,kompoze, yazım sanatlarının örgütlerinin ortaklaşa ve belli bir dönem için seçtikleri birer profesyonel sanat adamlarından oluşmalı ve alınan kararlar bağlayıcı olmalıdır.İlkeler ve yürütme bir yönetmeliğe dayanmalıdır.Çeşitli disiplinler için yapılacak ön çalışmalar ise yine örgütlerin temsilcilerinin içinde yer aldıkları komisyonlarca yürütülmeli ve bu yapılanmada her türlü sanat örgütü temsilcisi huzur hakkı almalıdır.Gerektiğinde bu model için daha ayrıntı verilebilir. Kuşkusuz ki bu nihai hedef hemencecik oluşacak bir yapı değildir. Bunun için fikrin olgunlaşması,bu güç birliğince kabulü ve üzerinde durulması,güç birliğinin sesinin duyulması ve toplumca benimsenmesi ,giderek diğer kültür –sanat kuruluşlarıyla bir arada çalışarak etkinlik alanının genişlemesi süreçlerine gereksinim vardır.Kimileri beni bu projem nedeniyle boş bir ideale kürek sallamakla eleştirebilir; ben de onlara “ ideallerim olmasaydı sanat adamı olmazdım” derim. |
|
İSTANBUL’DAKİ KÜRT TİYATROSU EMEKÇİLERİ Seksen yılı aşkın bir süredir Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sürdürdüğü Kürt Halkını inkâr politikaları artık iflasın eşiğindedir. Bu süre zarfında Türkiye’de yaşayan farklı dil ve kültürlerin, işçi ve emekçilerin, sanatçı ve aydınların darbelerle ıslah edildiği ve hala edilmeye çalışıldığı bilinmektedir. Buna karşın devrimci, demokrat ve insan haklarına saygılı tiyatro insanlarının bu politikalara karşı örgütleniyor olmasını geç olmakla beraber olumlu bulduğumuzu önemle belirtiriz. Bizler Türkiye’de Kürt Tiyatrosu yapanlar, böyle bir örgütlülüğün olmasına en çok inananlardanız. Çünkü seksen altı yıldır dili, kültürü ve tabiatıyla tiyatrosu yasaklanmış bir halkız. Kürt özgürlük ve demokrasi mücadelesinin içinden yeşeren ve orada ilk gizil meyvelerini vererek yayılan Kürt tiyatrosu yaklaşık yirmi yıldır bu ülkede etkinlik göstermektedir. Bu yirmi yıllık süreçte 12 Eylül’ün yarattığı karanlık bodrumlarda önemli deneyimler de yaşanmıştır ve artık bu deneyimlerin meydana çıkma zamanıdır. Bizler Kürt tiyatrocuları olarak, dil, din, ırk, kültür, cinsiyet gözetmeksizin, esas olarak tiyatronun sorunlarının ortak olduğunu biliyor, yaşıyor, paylaşıyor ve her türden engellemeye karşı duruyoruz. Ancak bu ülkede yaşanan farklı dil ve kültürlere karşı yürütülen inkar ve asimilasyon politikaları sorunlarımızı iki katına çıkarmıştır. Peki bizler Kürt Tiyatrocuları olarak, ne tür sorunlar yaşadık ve yaşıyoruz? - Oyunlarımız, salt Kürtçe olduğu için birçok kez devlet ve kurumları tarafından bazen resmi, bazen fiili biçimlerde yasaklanmış, oyuncuları sahneden gözaltına alınmıştır. - Oyunlarımız, salt Kürtçe olduğu için birçok kez devlet ve kurumları tarafından ve hatta demokrat-özgürlükçü görünen salon ve imkan sahibi “usta” tiyatrocular tarafından görmezden gelinip, bazen resmi, bazen fiili biçimlerde salon bulamamıştır. - Oyunlarımız, salt Kürtçe olduğu için Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali (Taksav) dışında hiçbir tiyatro festivaline, bazen resmi, bazen fiili biçimlerde kabul edilmemiş, hiçbir kategoride değerlendirilmemiştir. - Oyunlarımız, salt Kürtçe olduğu için Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın Türkiye’de yaşayan halkların vergileriyle her yıl adaletsiz bir biçimde özel tiyatrolara dağıttığı ödenekten adalet görmemiştir. Türkiye’de yaşanan “demokratik açılım” havasından dolayı bu yıl istisna bozulmuştur. “Kürt Mehmet askere… Kürt Ahmet vergini ver… - Türkiye’de, Türk Tiyatro Eleştirmenleri, tiyatrocular dünyanın birçok yerinden gelen dilini bilmedikleri oyunları hiç dil problemi yaşamadan izleyip, dergi, gazete, internet sitesi vb. köşelerinde yazmışlardır. Ancak yanı başlarında 20 yıldır faaliyet gösteren “kardeş” Kürt tiyatrosunun oyunlarını, ya dilini anlamadıkları için izlemediler yada izleme gereği bile duymadılar. Dolayısıyla oyunlarımız her yıl dağıtılan onlarca tiyatro ödülünün yanına bile yaklaştırılmadı. Türkiye’de yaşanan “demokratik açılım” havasından dolayı bu yıl istisna bozulmuştur. Maalesef bu ülkenin tiyatrocuları bu tür açılımların öncüleri olmaları gerekirken güncel politika ve süreçlerin ardından sürüklendiler. Bu ülkenin tiyatrocularının, sanatçılarının, aydınlarının yıllarca süren sessizliği ve deve kuşu misali başlarını kuma gömmeleri, kardeş halkın acısını paylaşmamaları, bütün bu sorunlara karşı örgütsüz ve tavırsız kalmaları bu sorunları derinleştirmiştir. Bütün bu yaşananlarla yüzleşilmediği müddetçe hayatın normalleşebileceğine inanmıyoruz. Türkiye Tiyatrolarının bu örgütlenme sürecinde, Kürt’lerin ve diğer halkların yaşadıklarına özeleştirel yaklaşıp, empati ekseninde bir takım yaklaşımlar ortaya konmalıdır. Farklı dil ve kültürlerin tiyatrolarının da bu örgütlenme sürecinde aktif rol alması ve bu rolün görülmesi ve önemsenmesi Çatı Örgütlenmesi’nin demokratik bir zemine kavuşabilmesi için hayatidir. Sözünü ettiğimiz problemlerle yüzleşilmediği takdirde doğru ve samimi bir örgütlenme zemininden söz edilmesi mümkün görünmemektedir. Sorunun sadece devlet, sistem ve hükümetlere bağlanması gerçeği ters yüz etmek olur.
“Hükümetin Kültür Bakanlığı ve yerel yönetimler örgütlü irademizi görmezden gelmek gibi bir hataya düşmemeli, Türkiye tiyatrosu sosyal ve özgürlükçü devlet ilkesi ile tutarlı yasal düzenlemeler ve uygulamaların konusu haline getirilmelidir. Tiyatrocuların “demokratik açılımdan” anladığı budur.” sözüne katılıyor ve imzamızı atıyoruz. Burada sorunlarımızı fazlasıyla sıralayabiliriz. Ancak Kürt tiyatrosu için en temel sorun bu dilin tiyatrosunun daha fazla gelişebilmesi, altyapı kazanabilmesi ve yayılabilmesi için Kürtçe’nin eğitim dili olmasıdır. Bir özgürlük ve demokrasi sorunu olan Kürtçe’nin eğitim dili olması meselesi Kürt tiyatrosu için hayatidir ve bir an önce çözülmelidir. Kürt dili ve kültürü anayasal güvenceye alınmalıdır. Bir tiyatro, kaybettiği “anadilini” aramak zorunda bırakılmamalıdır, kendi anadilini özgürce kullanarak, bulacağı “sahne dilini” aramalıdır. Bu bağlamda bizler Kürt tiyatrocuları olarak örgütleniyoruz ve bütün Kürt tiyatro gruplarını ve emekçilerini ciddi bir örgütlenme yaratmak, yaşadığımız problemlere çözüm aramak, örgütlü tiyatro hareketleriyle ilişki kurmak ve Türkiye Tiyatroları Çatı Örgütlenmesi çalışmalarına aktif katılmak, sahiplenmek ve oradan çözümler üretmek için ilişki kurmaya çağırıyoruz. Buradan Türk tiyatrosuna ise şu çağrıyı yapıyoruz. Bizler sizleri tanıyor ve takip ediyoruz. Acaba sizler bizleri tanıyor ve takip ediyor musunuz? Gelin sizi-bizi kaldıralım. Toplumun önünden gidip önce biz barışalım. Sanatın ve masalın barıştırıcı ve birleştirici gücü ilkemiz, bundan doğacak yeni bir ülkemiz olsun! İMZACILAR Arjen BALEKİ (Dramaturg) Aydın ORAK (Oyuncu-Yönetmen) Berfin ZENDERLİOĞLU (Oyuncu) Bilal BULUT (Oyuncu) Cihan KUBA (Oyuncu) Cihan ŞAN (Yazar-Yönetmen) Erdal CEVİZ (Yönetmen) Güler Yüksel İNCE (Oyuncu-Sanat Tarihçisi) Hamza GÜZEL (Oyuncu) Mehmet ÜNAL (Oyuncu) Mensur ZİREK (Oyuncu) Mirza METİN (Oyuncu-Yönetmen) M. Sebih AKKUŞ (Oyuncu) Murat BATGİ (Oyuncu-Stand-upçı) Orhan ALİCİ (Oyuncu) Rıdvan ALGÜL (Oyuncu) Selman AKKUŞ (Oyuncu) Sevgi TURAN (Oyuncu) Tuncay AKPINAR (Oyuncu) Zozan ERES (Oyuncu) |
ÇALIŞANLARIN TİYATROSUİş yaşamlarının yanı sıra tiyatro alanındaki faaliyetlerini sürdüren çalışanların yürüttüğü kültür sanat çalışmaları, Çalışanlar Tiyatrosu olarak tanımlanabilecek bir kategoriyi oluşturuyor. Bu noktada Çalışanların Tiyatrosu, kültür endüstrisinin ürünlerini salt tüketici ve müşteri olarak değil, sanat üretimini alternatif bir kültürel yaşamın merkezine alan emekçilerin ürettiği tiyatro olarak tanımlanabilir. Salt seyretmeyi ve tüketmeyi bırakıp tiyatro üretmeye başlayan çalışanlar, kapitalizmin üretmiş olduğu katı uzmanlaşmaya dayalı profesyonel sanat yaklaşımına alternatif geliştiriyorlar. Kapitalizmin ürettiği sanat anlayışı “ya profesyonel üretici ol, ya da daimi tüketici” şeklinde özetlenebilir. Profesyonel olmadan yapılan sanatın adı ise hobidir. Bizler, çalışanların tiyatrosu savunucuları, bu ikilemi ve “hobi kültürünü” reddediyoruz. Sanat sadece konservatuar ya da akademi mezunu profesyoneller tarafından üretilemez. Bir bankacı, bir eğitim emekçisi, bir maden işçisi ya da bir mühendis de insan yaşamının temel gereksinimlerinden birisi olan sanat faaliyetini hakkıyla yapabilir. Unutmayalım ki, Kafka bir muhasebeciydi. Shakespeare döneminde lonca teşkilatları dediğimiz meslek birliklerinin çalışanları tiyatro üretiyorlardı. Bertolt Brecht fabrikalarda, sendikalarda, okullarda emekçiler ve öğrencilerle geçirdi hayatının bir dönemini. Stanislavski köhnemiş sanat anlayışını kırmak adına uzun yıllar kapitalizmin “deneyimsiz ya da hobi yapıyor” dediği amatörlerle çalıştı. Türkiye tiyatrosunun 1960 yıllardaki avangarde çıkışları bizzat alaylı dediğimiz amatörler tarafından gerçekleştirildi. Unutmayalım ki, profesyonelleşme bir yandan uzmanlığı bir yandan da yaratıcılığın körelmesini beraberinde getirir. Bir insanın sanatı meslek olarak yapmaya başlaması bir yandan bilgi ve deneyim artırıcıdır, bir yandan “memurlaşma ve bürokratikleşmeyi” getirir. Noam Chomsky’nin belirttiği gibi uzmanlaşma heyecan duyma ve bir şeyler keşfetme duygusunu da öldürür.İşte tüm bu noktalar dikkate alındığında, çalışanlar yaptıkları sanat üretimleriyle profesyonel bölgenin kaderine bırakılmış sanat alanına dair itiraz etmiş oluyorlar. Çalışanların ortaya çıkardığı ürünler, kültür sanat alanında derinleşmenin, eğitim araştırma çalışmaları yürütmenin, belli bir estetik seviyenin üzerinde avandgarde ürünler ortaya koymanın imkânsız olmadığını gösteriyor. İşyerinde üretkenlikleri ve yaratıcılıkları çeşitli araçlarla sınırlandırılan insanlar, tiyatro çalışmalarını bir özgürleşme ve alternatif üretime katkı sunma alanı olarak da değerlendiriyorlar.Öte yandan çalışanların yürüttüğü tiyatro faaliyetinin sorunsuz işlediğini söylemek mümkün değil. Çalışan tiyatrosu yapan topluluklar da kendi varoluş koşullarından kaynaklanan ciddi sorunlarla başa çıkmanın yollarını arıyorlar. Sürdürülebilir tiyatro çalışmalarının önündeki temel engeller nelerdir ve belli bir sistematiğe sahip bir tiyatro pratiği nasıl inşa edilebilir? Çalışanlar tiyatrosunun cevap aradığı en önemli sorulardan birinin bu soru olduğunu söylemek yanlış olmayacak. Oyun çıkarıp dağılan topluluklar yerine süreklilik oluşturmayı hedefleyen topluluklar çoğaldıkça hem tartışma daha yakıcı hale geliyor hem de ortaya konulan yanıtlar çeşitlenmeye başlıyor.
Tiyatro çalışmalarının organizasyonu ve örgütlenmesine ilişkin sorunlar ise bir diğer önemli gündem maddesidir. Çalışanların iş koşulları hesaba katılarak altından kalkılabilir hedefler konmadığı takdirde heyecanlı başlayan çalışmaların sonu genellikle hüsranla bitiyor. Bu nedenle Çalışanlar Tiyatrosu yapan gruplar hem çalışmanın ritmini hem de çalışmanın hedeflerini çalışanların hayat koşullarını gözeterek oluşturmak zorunda.Çalışma örgütlenmesi bir emekçinin yaşam koşulları dikkate alınarak planlanmalıdır. Örneğin herkesin farklı yaşam ve iş koşulları olduğunu göz ardı etmek kimi zaman toplulukları, öğrenci tiyatrosunda görmeye alışkın olduğumuz “herkes her işi yapar” anlayışına yöneltiyor. Öğrenci tiyatrolarında doğru bir biçimde kolektif bir kumpanya anlayışını öne çıkarmak ve topluluğa katılanların her alana dair bir fikir oluşturmalarını sağlamak için vurgulanan bu yönelim, Çalışanlar Tiyatrosunda sorunların ve öznelerin anonimleşmesini sağlayabiliyor. Kolektif çalışma koşullarından vazgeçmeden herkesin taahhütleri oranında sorumluluk aldığı bir çalışma örgütlenmesi, katılımcı ve demokratik mekanizmaların örgütlenmesine de fırsat veriyor.Elbette bu sorunlara yenileri de eklenerek liste uzatılabilir. Hatta uzatılmalıdır da. Çalışanlar tiyatrolarının bu sorunlara karşı geliştirdikleri özgün çözüm önerileri de masaya yatırılmalı ve deneyim paylaşımına gidilmelidir. Bütün bunların gerçekleşmesi çalışan tiyatroların örgütlenmesi ve örgütlü tiyatro hareketiyle kurduğu ilişkiyle alakalıdır. Bu çerçevede çalışan tiyatrolarının örgütlenmesine ve örgütlü tiyatro hareketiyle ilişkisine dair tartışma için grupları Türkiye Tiyatro Kurultayı Ankara Buluşması’na davet ediyoruz.TİYATRO BOĞAZİÇİDENEYSEL SAHNEATÖLYE TİYATRO TOPLULUĞU |
TİYATRO KURULTAYI ANKARA BULUŞMASI ÖNCESİ ÇOCUK TİYATOSU BULUŞMASI ÇAĞRISIÇOCUK VE GENÇLİK TİYATROSUNDA SORUNLAR VE SORUMLULARUğraşmak için en zor alanlardan biridir çocuk tiyatroları. Çocuk Tiyatrosu, tiyatronun altında bir alan gibi tanımlanmış, oyuncu ve yazarlarıyla ayrı bir alan oluşturmakta zorlanmıştır. Profesyonel oyuncular tarafından ‘büyük oyununa’ geçiş süreci olarak görülmüştür yada ‘hadi çocuklar için de bir şeyler yapalım’ iyi niyet anlayışıyla denemelerde bulunulmuştur. Ama hep bir alt alan olarak görülmüştür; yazarı, oyuncusu, yapımcısı ve eleştirmeniyle.Assitej’in Bursa festivallerinin ve TOBAV’ın Alaçatı festivallerinin çocuk tiyatrosuna bakış açısını geliştirmede çok önemli katkıları olmuş. Çocuk tiyatrosunun bir alt alan olarak görülmeyebileceği, sadece iyi ve kötü tiyatronun olduğu konusunda hem fikir olunmuştur.Ülkemizde drama uzmanlarının yetişmesiyle çocuk tiyatrosu oyun sahneleme süreçlerinde ve çocukların çocuklara tiyatrosu alanında da gelişmeler sağlanmıştır. Akademisyenler ve işi alanında yapanlar tarafından farklı yöntemler izlenmeye başlanmış, yeni yöntemler geliştirilerek çocuk ve gençlerin müsamere-gösterileri birer oyun biçimine kavuşturulmaya çalışılmıştır.Burada adını sayamayacağımız kadar çok çocuk ve gençlik tiyatrosu insanı yüreğini ve bilgisini koyarak bu alanın gelişmesine katkıda bulunmuştur.Bu çabalarla günümüze kadar gelinmiştir. Aydın sorumluluğuyla hareket etmeye çalışan çocuk tiyatrocularının önündeki sorunlar, ülkemizin ve tiyatromuzun diğer sorunlarından ayrılmadan çığ gibi büyümüştür. Bu sorunları başlıklar altında özetlersek1) Bilgi eksikliği2) Tiyatro mekanı eksikliği3) Örgütlenme eksikliği4) Devletle ilişki eksikliği5) Maddi destek eksikliği6) Deneysel çaba eksikliği7) Sosyal güvenlik eksikliği8) Yazar, eleştirmen, yapımcı eksikliği9) Oyunlardaki nitelik eksikliği10) Koordinasyon eksikliği11) Okullarda tiyatro sorunuHer madde çocuk tiyatrosu alanıyla uğraşanların üstünde hem fikir olacağı sorunlardır. Sorunlara yeni sorunlar eklemek her sorunun altına yeni başlıklar açarak bu sorunları çoğaltmak ne yazık ki mümkündür.Üstte özellikle çocuk tiyatroları diyerek bahsettim, gençlik tiyatrolarının durumu daha acıklıdır. Maalesef çocuk tiyatroları kadar ‘rant’ alanı olamadığı için gelişememiş, sadece çocuk tiyatrosunun sonuna eklemlenmiş bir ‘VE’ olarak kalmıştır.Sorunları tespit ettik. Sonraki aşama sorumlu bulma aşaması. Genellikle sorumlular devlet, dernekler ikilisinde bulunur. Devletle olan ilişkileri ayarlayacak olan örgütlerdir. Örgütlerse yapamadıklarıyla zaten suçlanmaktadırlar. Kimdir bu örgütler Çoged ve Assitej.Çoged kapsayıcı olmamakla ve çocuk tiyatrosunun nitelikli ilerlemesine olanak sağlamamakla, birlik olan Assitej’de kapsayıcı olmamakla, yeterince çalışmamakla sorumlu tutulmaktadır.Sorunu ve sorumluları bulduk. Artık herkes eteğindeki taşları döküp bir katharsis yapabilir yeni örgütlenmeler ve yeni uygulanmayacak kararlarla ortamdan ayrılabilir.Sorumlular biziz!Şu ana dek iyi niyetli olan tüm çalışmaları yapanlar, yapmayanlar ve bu yazı ve benzerlerini kaleme alanlar, bu yazıya şimdiye dek kafalarıyla onay verenler dahil. Hepimiz sorumluyuz.Örgütlenme sorunların çözümü için tek yoldur. Var olan örgütler eksik olarak değerlendiriliyorsa yeni örgütlenmelere gidilmeli ya da örgütlerimize sahip çıkmalıyız. Örgütlü değilsek yapılacak bir şey olmadığını üzülerek belirtmek durumundayım.Sorumlu Biz isek!Sorunlardan Rahatsızlık Duyuyorsak!Örgütlerimize bir an önce sahip çıkmalıyız. Örgütlerin hiç biri tek işleri örgüt olan ve geçimlerini buralardan karşılayan kişiler değil, gönüllülük esasına göre çalışan ve ne yazık ki her dönem bir elin parmaklarını geçmeyecek sayıdan oluşan kişilerdir. Bu kişilerin şimdiye kadar yaptıklarını takdirle karşılamalı ve üstümüzde ki ölü dedikodu toprağını bir tarafa atıp sorunların çözümü için çalışmaya başlamalıyız!21 kasım günü Ankara’da başlayacak Türkiye Tiyatro Kurultayı Ankara Buluşması öncesinde saat 10-12 arası Ankara’da toplanmayı öneriyor ve örgütlerin güçlendirilmesi, yeni örgüt çalışmaları, üstümüze düşenleri tartışmaya açmak için sunumları, önerileri ve bildirileriyle tüm “Çocuk ve Gençlik Tiyatrosu” örgüt ve çalışanlarını, ilgililerini toplantıya katılmaya davet ediyorum.İletişim: Ceren Okur - Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidirDestekleyenler:Ceren OkurRasim AşınNurkut İlhanBülent SezginErtuğrul TimurElif TemuçinNihal KuyumcuHaluk YüceHanife Benzerİnci GürbüzatikÜmran İnceoğluBilge SerdarCanset KoçHakan GüneriMustafa Açan |
ÜNİVERSİTE TİYATROLARININ ÖRGÜTLENMESİ TOPLANTISINA ÇAĞRI12 Eylül’de Türkiye Tiyatro Kurultayı İstanbul Buluşması’na katılan üniversite toplulukları, 4 Ekim 2009 tarihinde üniversite tiyatrolarının örgütlenmesini tartışmak üzere Bursa’da toplandı. Bu toplantıda üniversite tiyatrolarının yaşadığı sorunların üstesinden ancak örgütlenme ve dayanışma ile gelinebileceği vurgulandı. Bunun üzerine üniversite tiyatrolarının yaşadığı sorunları ve üniversite tiyatroları örgütlenmesini tartışmak üzere 8 Kasım 2009 tarihinde Eskişehir’de geniş katılımlı bir “Üniversite Tiyatrolarının Örgütlenmesi” toplantısı yapılarak Türkiye Tiyatro Kurultayı’nın üniversite ayağının oluşturulması için ilk adımın atılması kararı alındı.4 Ekim toplantısına katılan gruplar üniversite tiyatrolarının yaşadığı sorunlar ve çözümleri ile ilgili olarak bir tartışma yürütmüşler ve aşağıdaki naçizane önerileri yapmışlardır.
4 Ekim toplantısına katılan gruplar olarak yukarıda bahsedilen sorunların üstesinden üniversite topluluklarının dayanışması ve örgütlenmesi ile gelinebileceğine inanıyoruz. Üniversitelerde tiyatro yapan tüm arkadaşlarımızı 8 Kasım’da Eskişehir Anadolu Üniversite’sinde yapılacak olan toplantıya davet ediyor ve yukarıdaki önerilere ek olarak yapacakları katkıları heyecanla bekliyoruz.
|
TÜRKİYE TİYATRO KURULTAYI - İSTANBUL BULUŞMASI SONUÇ BİLDİRİSİTiyatromuzu sakatlayıp bağımlı hale getiren 12 Eylül faşizminin ve onun uzantısı yönetimlerin tiyatro üzerinde gerçekleştirdiği ve gerçekleştirmeye devam ettiği tahribata yanıt olarak 12 Eylül’de düzenlediğimiz Türkiye Tiyatro Kurultayı - İstanbul Buluşması başarıyla hayata geçirildi. Tiyatro insanlarına inanmayanlar, “Olmaz, yine el ele veremezler” diyenler yanıldı. 8 sivil toplum kuruluşu, 32 kültür sanat kurumu, 9 tiyatro örgütü ve 85 tiyatro topluluğunun destek verdiği, 200’e yakın tiyatro insanının katıldığı İstanbul Buluşması’nda kritik bir dönemeç geride bırakıldı.Türkiye Tiyatrosu artık eskisi gibi olmayacaktır. Türkiye’nin aydın tiyatro sanatçıları olarak; profesyonel, amatör, eğitimli, alaylı, akademisyen ya da uygulamacı diye ayrılmadan tek bir amaç uğruna özgür, bağımsız, bilimsel ve örgütlü tiyatromuzu adım adım inşa ediyor ve devlete sesleniyoruz:Alacağınız hiçbir karar Kurultay sürecinde şekillenmekte olan örgütlü iradeye rağmen meşruiyet kazanmayacaktır. Hükümetin Kültür Bakanlığı ve yerel yönetimler örgütlü irademizi görmezden gelmek gibi bir hataya düşmemeli, Türkiye tiyatrosu sosyal ve özgürlükçü devlet ilkesi ile tutarlı yasal düzenlemeler ve uygulamaların konusu haline getirilmelidir. Tiyatrocuların “demokratik açılımdan” anladığı budur.Tiyatro camiasına bir kez daha seslenmek istiyoruz:Ok yaydan çıkmıştır; tiyatromuzun çatı örgütünü kurma sürecine katkı sunduğumuz ölçüde taleplerimiz anlam ve gerçeklik kazanacaktır. İzmir Urla’daki Türkiye Tiyatro Buluşması’nda başlayan, İstanbul Buluşması’nda artan katılımlarla devam eden çatı örgütünü kurma sürecinde ikinci hedefimiz Türkiye Tiyatro Kurultayı - Ankara Buluşması’nı düzenlemektir. Bu tarihi görevde, örgütlü tiyatro sürecini destekleyen tüm tiyatrolarımızı ve tiyatro insanlarımızı etkin bir şekilde Ankara Buluşması’na katılmaya davet ediyoruz. Öyle ki, Ankara’dan yükselen sesimiz tiyatromuzun örgütlü muhatabının var edilebildiğini göstersin._______________________________________________________________________________________________________________________________________________________Türkiye Tiyatro Kurultayı - İstanbul Buluşması’nda Dile Getirilen Talep ve Öneriler:
Sonuç:
|