|
DESTEK MESAJLARI
#13 Leyla Toker 2009-09-12 13:04
Kurultuyı kutluyorum.Ve uyuyan, uyutulan,umutsı zlaştırılan Anadolu Halkını başta Tiyatro olmak üzere tüm sanat kollarıyla elele vererek ivedi olarak korkmadan yüreklerimizi tüm gücümüzü kullanarak örgütlemek, emperyalizmin tüm stratejilerini ; din ile halkı kandırarak, AB ve ABD destekli tarikatlarıyla halkı sürüleştirerek uygulayan emperyalizm destekli oligarşiyi yeni bir AK DEVRİM yaparak başımızdan ivedi olarak atmak, ilkeli ,sağlam kişilikli, onurlu, estetik düşünen ve davranan, gerçek sanata aşık,aydın bir HALK ve tam bağımsız, özgür, demokratik bir TURKİYE yaratmak zorundayız
#12 vahap salman 2009-09-10 15:02
merhaba tiyatro emekçileri bizler bağcılar kültür sanat merkezi bünyesinde zor şartlar altındada olsa inadına tiyatro ateşini harlamaya çalışan bir grup genciz gençliği yozluğa ve gericiliğe teslim etmeme adına küçük tefek oyunlar hazırlayıp sergiliyoruz. bizlerde tiyatro kurultayını yürekten destekliyor ve yolu sanata düşen herkese katılmay öneriyoruz başarılar.
#11 Erkal Umut 2009-09-10 15:00
Kurultay çalışmasını heyecan ve sevinçle karşılıyorum. Özgür ve eşit bir dünya için, yaşamı sahnede onurluca yorumlayan sanat emekçilerinin örgütlüğü, aynı replikleri değişik sahnelerde seslendiren tiyatro emekçilerini bir araya getirerek, özgür ve eşit bir dünyaya dair replikleri, daha güçlü ışıklar altında daha gür seslendirecektir.
#10 RASİM AŞIN 2009-09-08 11:56
Türkiye tiyatro sanatına özel açılımlarda bulunacağına inandığım kurultayın, bizlere birbirimizi tanıma, anlama ve kaynaştırma etkisi yapacak olmasının heyacanını taşıyorum. Var olan Türkiye Tiyatrosu olgumuza politikalar kadar ESTETİK VE POETİK duruşlar sergilemesi en büyük arzum. Özellikle çocuk Tiyatrosu alanında öenmli işbirliklerinin tohumlarının atılmasını da arzuluyorum.. Gelecek tiyatro seyircimizin oluşması adına da "ÇOCUK TİYATROSU NASIL OLMALI? ve "ÇOCUK TİYATROSUNDA YENİ ARAYIŞLAR" konularında özel bir çalışma ekibinin oluşturlmasının önemine vurgu yapmak isterim.. Çocuk Tiyatrosu'nun okullarda bazı çocuk Tiyatrosu yapanlarca adeta sömürülmesine göz yummamayı KURULTAYDA özel başlık altında ele alınmasını teklif ediyorum.. Tiyatro sanatının bizleri herzaman kucaklamaya devem edeceğine olan inancımla KURULTAYDA görüşmek üzere.. Pedagog Rejisör RASİM AŞIN -Azerbaycan OYUN Çocuk Tiyatrosu - ÇOCUK TİYATROSU ARAŞTIRMA LABORATUARI eğitmeni.. 0541 260 68 51
#9 atakan 2009-09-07 09:19
slm ben izmirden atakan 3600 kişilik bir firmada çalışıyorum yaklaşık 6 yıldan beri amatör olarak kurduğumuz tiyatro kulübümüz var oyunları sadece çalışanlarımıza sunuyorduk ve bu bize yetmemeye başladı oyunlarımızı halk ile paylaşmaya karar verdik fakat hangi belediyeye gittiysek hangi kuruma gittiysek biz size haber veririz, yerimiz yok gibi cevaplar ile karşılaşıyoruz biz oyunlar için hiçbir para talebinde bulunmuyoruz sadece ualşım ve yemek istiyoruz eğer izmirde oynaya bileceğimiz yer konusunda yardımcı olursanız minnettar kalacağız istiyoruzki tiyatronun gereksiz,boş vakit imajından kurtarmak istiyoruz isterseniz oyun cd'lerimizi göndere biliriz ilginize şimdiden teşekkür ederim
#8 AHMET GEDİK 2009-09-06 13:19
merhaba..mersin silifke'de sanat hayatına başlayan DUVARSIZ SANAT TİYATROSU olarak böylesi bir oluşumun yanındayız..içinde yer almak ve etkinliklerinde bulunmaktan mutluluk duyarız..sanatın varlığı her zamankinden daha fazla hissedildiği bir dönemde bu oluşumun ciddi bir katkı sunacağına inanıyoruz..saygılarımla..
DUVARSIZ SANAT TİYATROSU SANAT YÖNETMENİ AHMET GEDİK
#7 Adnan Tönel 2009-09-06 10:58
Uzun yıllardır tiyatro kulislerinde, meslek örgütlerinde ve sektörün diğer ayaklarında yüksek sesle seslendirilen ve her aktör için yaşamsal ihtiyaç haline gelen çalışma koşulları ve örgütlenme sorunları için ve tiyatro sanatının daha pek çok sorunu için çözüme ilk kez bu kadar çok yaklaşıldı.
#6 Deniz Boldaz 2009-09-06 02:50
SELAMLAR, 12 eylul de ordayız. Biz ( Tiyatro Kırmızı ) olarak insanın ve doğal olarakta tiyatronun ihtiyacının değismek de oldugunun farkındayız.
#5 Cemal KARAAĞAÇ 2009-09-01 00:35
Tiyatro Kurultayı'nı büyük bir heyecanla karşılıyorum.Düzenleyenleri şimdiden tebrik ediyorum.Ülkemizin görece 'iklimsiz' sanat ortamında, sahnenin asli işlevlerini sanatın estetik düzeyiyle gerçekleştiren tiyatromuza bu kurultay büyük bir katkı sağlayacaktır.Tiyatro sözcüğüne ilgi duyan herkesin katılımının gereklilik olduğu bu oluşuma destek vermek kanımca,yaşamay a destek vermektir.
#4 İsmail Uğur Şafak 2009-08-27 14:57
Candan Yürekten kutluyorum. Şayet bizimde dinleyici olarak katılmamızda bir sakınca yoksa gelmeyi çok arzu ederim. Başta Nedim Saban beyefendiye özellikle saygı ve selamlarımı iletiyorum.Elbet diğer dostlara da. Tosmur Belediye Tiyatrosu'nu kurararak Alanya'da bir ilki başlatmanın haklı gururunu yaşıyorum. Alanya'da bundan 7-8 sene evvel sinema yokken, şimdi 4-5 sinema ve amatör/profosyonel 4 Tiyatro topluluğu yer almaktadır.Bu yıl başkanlığımda yeni kurulan "Alanya Sanat Tiyatrosu" topluluğumuzda çok yetenekli oyuncularımız yer almaktadır. Önümüzdeki yıllarda yapacağınız organizasyonlar ın birinide ilçemizde gerçekleştirme arzusu duyarsanız, sizleri misafir etmekten onur duyarız. Alanya Kültür Merkezimiz 550 seyirci kapasiteli ve 300 seyirci kapasiteli iki salona sahiptir. En samimi duygularımla başarılar dilerim Saygılarımla. Alanya Sanat Tiyatrosu Gn.Sanat Yönetmeni İsmail Uğur Şafak
#3 deniz kaya 2009-08-25 14:06
türkiyede yaratılan ekonomik sosyal ve kültürel atmosfer insanları örgütsüz ve günü birlik yaşama sefk ediyor. bunun tersıne dönüşümü ancak demokratık kitle kurum ve kuruluşlarının ve bizlerin üzerine düşen görev ve sorumluluklarım ızı farkında olarak alternatif çalışmaları hayata geçirmektir. bu temelde. tiyatro kurultayını önemsiyorum ve destekliyorum.
#2 Raffi Hermon ARAKS 2009-08-25 13:27
Adalar Belediyesi yeni yönetimi olarak, yönetmek ve hizmet vermekle mükellef olduğumuz bölgenin, ülkemizin nadide bir kültür ve sanat beldesi olmuş olduğunu; zaten tarihi adının da PRENS ADALARI olduğunu; maalesef tüm özellik ve renklerinin de bilinen nedenlerden dolayı kaybettirilmek ve soldurulmak istendiğini bildiğimizi ve kaybolan özellikleri yapabildiğimiz kadarıyla yeniden kazanmaya, kazandırtmaya ve kaybolan renkleri yeniden canlandırmaya hazır olmak için geldiğimizi söyledik. TİYATROSUZ ÇAĞDAŞ TÜRKİYE ASLA OLAMAZ diyoruz!
#1 Ersan Uysal 2009-08-23 13:39
1964 yılında Çalışma Bakanı Ecevit dönemin çıkarılan İş Kanununa göre en az üç kişi ile sendika kurulabiliyordu . Bugünkü gibi bir ortam oluşmuş ve Erol Keskin, Füsun Erbulak ve Ersan Uysal Tİ-SEN'i yani Türkiye Tiyatrocular Sendikası'nı kurmuştuk. Başta GEN-AR Tiyatrosu olmak üzere M.Ofluoğlu Küçük Sahne, Ulvi Uraz, Kenter , H.Dormen, Oraloğlu Tiyatroları ve AST''ta Toplu Sözleşmeler yapılmış; Uyuşmazlığa gidildiği için Şehir Tiyatrosu'nda greve gidilmişti. Sorunumuz sendikalıların İşçi Sigortalı ve Emekli Sandığına bağlı olmalarıydı. Bugün o konuda ortam daha uygun. Umarım sonuç olumlu olur...
|
|
|
Önemli Duyuru...
Çocuk ve Gençlik Tiyatrotroları Buluşması Ankara'da Taksav toplantı salonunda yapılacaktır.
Yer : TAKSAV Toplantı Salonu(Alman Kültür Merkezi yanı) Tarih: 21.Kasım.2009 Saat : 9.30-11.30
Bildirilerinizi bekliyoruz!
İletişim tel: 05413890500 (Ceren Okur)
|
|
|
TÜRKİYE TİYATRO KURULTAYI ANKARA BULUŞMASI İÇİN ÇAĞRI
12 Eylül 2009'da, Türkiye Tiyatro Kurultayı'nın ilk aşaması olan İstanbul Buluşması, Anadolu ve İstanbul'dan pek çok tiyatro topluluğu ve tiyatro insanının katılımıyla hayata geçirilmiş ve örgütlenme yolunda atılmış olan somut adımlar ve çalışmalar göz önüne alınarak yola devam kararı verilmişti.
Tiyatromuzun çatı örgütünün inşası, tiyatro alanında iletişim ve ilişki kopukluğunun giderilmesiyle mümkündür diyerek yolumuza devam ediyor, 21 ve 22 Kasım tarihlerinde 14. Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali kapsamında, Türkiye Tiyatro Kurultayı'nın ikinci aşamasını hayata geçirmek üzere Ankara'da buluşuyoruz.
Ankara Buluşmasında, yeni anayasa taslağında sanat tanımlarının göz ardı edildiği gerçeğinden de hareketle, Türkiye'nin çağdaş bir tiyatro yasasına kavuşması için "Nasıl bir yasa?" sorusunu gündeme getireceğiz. Tiyatroların güncel sorunlarını ve bu konudaki hazırlıklarını göz önünde bulundurarak, daha önceki yasa taslaklarını da ele alan kapsamlı bir çalışma gerçekleştireceğiz ve önerilerimizi şekillendireceğiz.
Ankara Buluşması'nda hedefimiz, Türkiye toprakları üzerinde ayrım gözetmeksizin tiyatro yapan herkesin ortak sorunlarını belirlemek, tiyatromuzun yapısal sorunlarını masaya yatırmak, asgari düzeyde taleplerimizi netleştirmek ve devlet karşısında birleşik bir tiyatro muhatabı yaratmak üzere çatı örgütünü inşa sürecine hız ve somut bir içerik kazandırmaktır.
Kurultay'ın Ankara Buluşması'nı hayata geçirmeye hazırlandığımız dönemde, aralarında tiyatroların ve tiyatro insanlarımızın da bulunduğu Barış İçin Sanat Girişimi'nin örgütlenmesi önemlidir. Ülkemizde sahici bir barış ortamının tesisi, insani ve evrensel değerlere bağlı tiyatromuz için de bir gerekliliktir diyoruz.
Sanatçının toplumsal duyarlılık göstermesi gerekliliğinden hareketle, sel felaketinden etkilenen Aziz Nesin Vakfı ile Türkiye'nin dört bir yanında dayanışma gösteren ve topluma bu yönüyle örnek olan tiyatrolarımızın barış adına da örgütlenmesi, gündemde olmalıdır.
Yukarıda değindiğimiz gündemi görüşmek üzere, tüm tiyatro çevrelerini ve insanlarımızı, yapmış oldukları ya da yapacakları ön hazırlık çerçevesinde, çalışmalarını sunmak ya da görüşlerini aktarmak üzere Türkiye Tiyatro Kurultayı Ankara Buluşması'na davet ediyoruz.
KOORDİNASYON KOMİTESİ
Adnan Tönel - Aynur Diz Ölkebaş - Ceren Okur - Didem Bilmez - Ertuğrul Timur - Fırat Güllü – Gamze Yılmaz - Mehmet Esatoğlu
Nedim Saban – Nurkut İlhan - Orçun Masatçı - Orhan Aydın - Ömer F. Kurhan - Palin Erkan
Turgay Tanülkü -Volkan Mantu - Zafer Gecegörür
Yer: İMO Rüştü ÖZAL Toplantı Salonu / Necatibey Caddesi - Ankara
Zaman: 21 Kasım Cumartesi 13.00 / 22 Kasım Pazar 10.30
NOT: Toplantı mekânında sınırlı yer olması nedeniyle Kurultaya katılım göstereceklerin aşağıdaki mail adresi ya da telefonlar aracılığıyla koordinasyon komitesiyle iletişim kurması gerekmektedir. Bu şekilde kurultaya kesin katılacakların bir listesi oluşturulmaya çalışılacaktır.
e-mail: info@tiyatro-kurultayı.org
Ankara için: Nurkut İlhan (05426265790) ve Gamze Yılmaz (05356005256)
İstanbul ve Trakya için: Fırat Güllü (05332415998)
İzmir için: Orçun Masatçı (05072275897)
Anadolu için: Zafer Gecegörür (05325135393)
|
|
TİYATRO ÖRGÜTLERİNDEN AÇIKLAMA
Biz aşağıda imzası bulunan tiyatro örgütleri Türkiye Tiyatro Kurultayı İstanbul Buluşması'nın tiyatro ortamında yarattığı olumlu atmosferi önemsediğimizi ve tiyatrolarımızın tüm sorunlarının çözümü için dayanışma geliştirmeye devam edeceğimizi kamuoyuna duyurmak istiyoruz. Bu bağlamda İstanbul Buluşması'yla başlayan sürecin devamı niteliğinde olacak Ankara buluşmasına da katılımlarımızla tam destek vereceğimizi ilan ediyoruz.
Bize göre tiyatro ortamının en büyük sorunu olan örgütsüzlüğün çözümü bellidir: Örgütsüz tüm kişi ya da grupları var olan örgütlerden birisine katılmaya ya da bu örgütleri yetersiz buluyorlarsa kendi örgütlerini kurmaya çağırıyoruz. Bizler inanıyoruz ki farklı amaçlarla kurulmuş bu tiyatro örgütleri bir koordinasyon içerisinde hareket ettikçe ve tiyatronun tüm sorunlarına yönelik ortak dayanışmacı tavırlar geliştirdikçe ihtiyaç duyduğumuz çatı yapılanma aşamalı olarak ortaya çıkacaktır.
Bu bağlamda tiyatromuzun ortak sorunlarına çözüm üretmek üzere tüm tiyatro birey, grup ya da örgütlerini, aşağıdaki örgütlerin oluşturduğu çatı altında birleşerek sesimizi duyurmak için Ankara'da buluşmaya çağırıyoruz. Gelin, güçlü bir tiyatro kamuoyu inşa etmek ve tiyatrocuların sesini baskın kılmak için birlikte mücadele edelim.
TODER (Tiyatro Oyuncuları Derneği)
İATP-G (İstanbul Alternatif Tiyatrolar Platformu-Girişim)
TTB (Türkiye Tiyatrolar Birliği)
ASSITEJ (Uluslararası Çocuk ve Gençlik Tiyatroları Birliği) Türkiye Temsilciliği
ATÇ (Amatör Tiyatrolar Çevresi)
TOMEB (Tiyatro Oyuncuları Meslek Birliği)
Tiyatro İşçileri Sendikası-Girişimi
TİYAB (Tiyatro Yayıncıları Birliği)
TEB (Tiyatro Eleştirmenleri Birliği)
TÜTİYAB (Türkiye Tiyatro Yapımcıları Birliği Meslek Oluşumu)
|
|
|
NESİN VAKFIYLA DAYANIŞMA HABERİ:
TİYATRO SANATÇILARI NESİN VAKFI İLE DAYANIŞIYOR
12 Eylül 2009 tarihinde Türkiye’nin farklı bölgelerinden onlarca özel, ödenekli, amatör ve profesyonel tiyatronun ve 200 tiyatro sanatçısının katılımıyla, 9 tiyatro örgütü, 8 sivil toplum örgütü, 87 tiyatro topluluğunun desteğiyle İstanbul’da gerçekleştirilen ve Kasım ayı Ankara buluşmasının ardından Türk Tiyatrosu’nda bir çatı örgütlenmesi oluşturma hedefini kurultay sonuç bildirgesi ile de ortaya koyan Türkiye Tiyatro Kurultayı, Ekim ile Aralık arasında tüm Türkiye’deki amatör ve profesyonel tiyatroların sel felaketinde büyük hasar gören Nesin Vakfı ile dayanışması için karar almıştır.
Bu karar çerçevesinde, kurultaya katılan Tiyatro Oyunbaz, Heinrich İbsen’in "Peer Gynt " adlı eserini 29 Eylül Salı günü 20.30’da Bilgi Üniversitesi Dolapdere Kampüsü’nde oynadı.
Ali Nesin’in “umutsuzluğa kapılmıyoruz” çağrısıyla dayanışma ve kenetlenmeyi, gelecek için bir ışık olarak gören tüm tiyatroculara çağrımız, Nesin Vakfı yararına 1 Ekim ile 31 Aralık 2009 tarihleri arasında gösteriler düzenleyerek, vakfa maddi kazanç sağlamalarıdır.
Maddi hasarların ve yaraların el birliğiyle onarılmasının zor olmayacağı düşüncesindeyiz. Önemli olan, Aziz Nesin’in değerli arşivinin yıpranmamış olmasıdır. Şimdi, Aziz Nesin’in Türkiye’ye saçtığı ışığın sönmemesi için işbirliği yapma zamanıdır!
Türkiye Tiyatrolar Kurultayı Aziz Nesin Vakfı Komitesi olarak, vakıf ile dayanışma sağlamak ve oyunlarını sahnelemek isteyen tüm amatör ve profesyonel tiyatroların oyunlarını sergilemeleri için ücretsiz salon tahsisi yapılması için ilk aşamada İstanbul’da önayak olmaya hazır olduğumuzu belirtiriz.
Beşiktaş Belediyesi bu konuda destek sağlayarak, Ekim ile Aralık ayları arasında bünyesindeki tüm salonları Nesin Vakfı ile dayanışmak isteyen tiyatroların gösterileri için ücretsiz olarak açmıştır. Söz konusu salonların gösteri organizasyonu komite tarafından yapılacak, gelirleri tiyatrolar tarafından doğrudan doğruya vakfa bağışlanacaktır.
Aziz Nesin’in anısını ölümsüzleştirmek için Beşiktaş Belediyesi bünyesindeki salonlarından yararlanmak ya da kampanyaya kendi salonlarındaki oyunlarla katılmak amatör ve profesyonel tiyatroların bizlerle bağlantı kurmasını rica ederiz.
Telefon:
Elektronik Posta:
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
Komite Üyeleri:
Orhan Aydın, Adnan Tönel, Selçuk Uluergüven, Mehmet Esatoğlu, Ali Yaylı, Nedim Saban, Fırat Güllü, M. Nurkut İlhan, Orçun Masatçı, Orhan Kurtuldu, Zafer Gecegörür, Ahmet Toplar
|
|
|
12 EYLÜL İSTANBUL BULUŞMASI İÇİN KALEME ALINAN ÇAĞRI METNİ:
ÖRGÜTLÜ BİR TİYATRO İÇİN TÜRKİYE TİYATRO KURULTAYI !
Bu yıl İzmir'in Urla ilçesinde düzenlenen 3. Türkiye Tiyatrolar Buluşması'nda, tiyatro camiası içinde iletişim ve koordinasyonu sağlayacak, tiyatronun sorunlarına etkili bir şekilde müdahale edebilecek bir çatı örgütüne ihtiyaç duyulduğu vurgulandı.
Bununla kalınmadı; tiyatro alanında örgütlenme bilincinin geliştirilmesi ve tiyatro örgütlerinin birbirinden kopukluğunu gidermek için bir Türkiye Tiyatro Kurultayı düzenlenmesine karar verildi.
12 Eylül'de İstanbul'da düzenlenmesi planlanan Türkiye Tiyatro Kurultayı'nın hedefi, tiyatro camiasını etkili olmaktan alıkoyan dağınıklığı ortadan kaldırmak, ihtiyaçlar doğrultusunda tiyatro örgütlerinin kurulmasını ya da canlandırılmasını teşvik etmek ve Türkiye çapında bir iletişim ve dayanışma ağını örmektir.
12 Eylül öylesine seçilmiş bir tarih değildir. 12 Eylül'ün tiyatro adına da anlamı yıkım ve karanlıktır; aynı günde tiyatronun çatı örgütünü kuracağımızı ve irademizi kalıcı bir şekilde yükselteceğimizi ilan edeceğiz.
Deneyimlerimiz göstermektedir ki, tiyatro insanları ancak el ele verdiğinde sesini duyurabilmektedir. Parçalanmışlık ise tiyatroyu bağımlı hale getirmekte, toplumun kurucu ve etkin bir öznesi olmaktan çıkarmaktadır. Himaye değil, haklarımızı almak için örgütlenmek istiyoruz.
Tiyatro insanlarını ve kurumlarını Türkiye Tiyatro Kurultayı ile başlatılacak sürece katılmaya çağırıyoruz. Davetimiz, sorunlarımızın çözümünün örgütlü tiyatrodan ve dayanışmadan geçtiğini düşünen tüm tiyatro çevrelerinedir.
Koordinasyon Komitesi Fırat Güllü - Mehmet Esatoğllu - Nedim Saban - Orçun Masatçı - Orhan Aydın - Ömer F. Kurhan - Turgay Tanülkü - Zafer Gecegörür
|
|
|
TÜRKİYE TİYATRO KURULTAYI İSTANBUL BULUŞMASINA SUNULAN BİLDİRİLER:
Zafer Gecegörür
Türkiye Tiyatrolar Birliği - Dönem Sözcüsü
TÜRKİYE TİYATRO KURULTAYI – İSTANBUL BULUŞMASI
Daha önce yapılan kurultaylara baktığımızda görüyoruz ki hiçbiri başına bir numara vermemiş. Düzenli ve devamlı yapılmadığından olsa gerek. İlk kurultay 1970’li yıllarda, Eskişehir’de yapılmış. Çağrılar; tiyatro konusunda katkı sunabileceği düşünülen, yazarlar, oyuncular ve yönetmenlere yapılmış. Genel olarak “Özerk Sanat Konseyi” kurulması üzerine tartışılmış ve yarım kalan girişimlerde bulunulmuş.
1990’da yapılan kurultayda ise daha çok “Tiyatro Akımları ve Sahneleme Biçimleri” üzerine konuşulmuş.
1997’de Mersin’de yapılan Türkiye Tiyatro Kurultayı, Kültür Bakanlığı destekli ve TOBAV organizasyonunda yapıldı. Tiyatro alanında; Kurumsallaşma model oluşturma, emek verenlerin meslek olarak tanımlanması, meslek hakları, “Tiyatro Yasası” çıkarılması ve ödenekli tiyatrolar ve sorunları üzerine bildiriler sunulmuş paneller düzenlenmişti.
Bu yapılan tüm girişimlerin tiyatroya katkıları ve çıkarılan sonuçlar noktasında önemi büyüktür.
2007’de Türkiye Tiyatrolar Birliği kurulmuş 12.Uluslararası Ankara Tiyatro Festivali’nde kuruluşunu duyurmuştur. Bu birlik kişilerin değil, tiyatro topluluklarının üye olabildiği bir sistemi benimsedi. Türkiye Tiyatrolar Birliği için bütün tiyatroların kucaklaması hayaline hiç düşülmedi. “Az olsun ama derli toplu olsun” denildi. Bu konuda emek veren (Üretim sürecinde de), iyi niyetli yapıcı, eleştirilere açık, eksikliğinin farkında olan ve bunu gidermek için diğer birlik üyeleri ile dayanışma içinde olan, bir fazlalığının da farkına varılmış ve yardım isteniyorsa eksiği olana destek veren, devamlılığı olan (düzenli ve sürekli tiyatro üretimi) topluluklar olsun dedik. Üç yıldır da bunu olabildiğince yürütmeye çalışıyoruz.
Türkiye Tiyatrolar Birliğinin örgütlenmesi yerelden bölgeye, bölgeden genele biçimindedir. Ve her bölgeyi bir topluluk temsil eder, isterlerse bölge, dönem dönem temsilcisini değiştirebilir.
Birliğin bir yönetim kurulu yada başkanı yoktur. Muhalif olduklarımız gibi örgütlenmemeliyiz dedik. Yalnızca birlik adına açıklamalar noktasında bir Dönem Sözcüsü seçilmektedir. Görevi bir yıl sürmekte ve üç yıl boyunca bir daha seçilememektedir. Kağıt üzerinde bir üyelik yok birlikte (Çünkü 15-20 yıllık deneyimle, ne kadar evrak ve kağıt girerse, örgütlülüğün o kadar kağıt üzerinde kaldığı gördük).
Türkiye Tiyatrolar Birliği yalnızca festival, şenlik, buluşma noktasında değil, üretim sürecinde de (kuram, oyunculuk ve teknik konularda) birbiri ile dayanışan topluluklardan oluştu. Hemen ardından bir yılda dokuz ayrı festival, şenlik ve buluşma düzenlemiştir. Hemen hepsinin programına atölye çalışmaları, söyleşi ve panel konmuştur. İkinci yılında bu etkinlikler devam etmiş ve diğer tiyatro örgütlülükleri ile iletişimi başlamıştır. Üç yıldır Türkiye Tiyatrolar Birliği üyesi İzmir Yenikapı Tiyatrosu, destek veren belediyeler ve/veya sivil toplum kuruluşları ile İzmir’de, her yıl bir başka kıyı kasabasında, “Türkiye Tiyatrolar Buluşması” düzenlenmiştir. Buluşmalarda Türkiye Tiyatro Birliği üyesi olan yada olmayan topluluklar ve örgütlülükler istediğinde katılabilmiştir. Bu buluşmalar devam edecektir. Üç yıldır düzenlediği tüm festival, şenlik ve buluşmalarda “Tiyatroların Örgütlenmesi” sorununu sürekli tartışmıştır.
3.Türkiye Tiyatrolar Buluşması’nda tüm atölye, oyunlar ve söyleşilere ek olarak Tiyatro Örgütlerinin ve topluluklarının bir araya gelerek bir “Çatı Örgütlenmesi” kurması üzerine panel düzenlenmiştir. Bu panel sonucunda Türkiye Tiyatroların örgütlenmesi noktasında Türkiye Tiyatro Kurultayı – İstanbul Buluşması önerilmiş ve hayata geçmiştir.
Sonuç olarak, Türkiye Tiyatro Kurultayı bu açıkladığım süreçten buralara gelmiştir ve pek çok tiyatro insanının, tiyatro topluluğunun ve tiyatro örgütlülüğünün emeği ve katkısı var. Şimdi bu kurultayda; tiyatro örgütleri, tiyatro grupları, tiyatro yayıncıları ve tiyatro insanları olarak, ortak dertlerimizi, olmazsa olmaz konularda nasıl bir araya geleceğimizi tartışmak gerekir. Her örgütlülüğün ve topluluğun biricik ve önemli olduğunu düşünerek, her birinin kendi alanındaki çalışması sürerken, bir çatı altında da bir araya gelmek genel anlamda bir gücü ortaya koyacaktır. Burada iyi niyet en önemli noktadır. Bu kurultayda bir çok ortak söylemin ve bir sonraki çalışma programının oluşacağına yürekten inanıyorum. Her panel ve konuşmada ısrarla söylediğim gibi “Bizim birbirimize ihtiyacımız var!”, “Bizim hiç bu kadar birbirimize ihtiyacımız olmamıştı!”
|
Nazlı Masatçı
İzmir Yenikapı Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmeni
BİRLİK MÜCADELE DAYANIŞMA İÇİN ÇATI ÖRGÜTÜNE
Tiyatroların eylemli birlikteliği için kurumumuz kurulduğu günden bu yana çaba göstermektedir. İlk olarak 2. Aydın tiyatro buluşmasında dillendirdiği Tiyatro işçileri sendikası projesiyle Ürkmez'de 2007 ağustos'unda ilk buluşmayı gerçekleştirdik. O yıldan bu yana tiyatro örgütlenme modelleri ve tiyatroların bir arada durması gerektiğine olan inancımızla çalışmalarımızı sürdürdük ve Türkiye Tiyatrolar Birliği'ni 12. Uluslararsı Ankara Tiyatro Festivalin'de tartışarak, kuruluş sürecinde yer aldık.
Tiyatromuz kapitalizmin rekabetçi anlayışı yerine daha insani olan ve temeli yüzyıllar önce atılan dayanışma anlayışını koymaktadır. Tiyatroların güncel siyasal ve tiyatral süreçler üstünden eylem yaparak bir arada durması gerekliliğini tarihsel bir zorunluluk olarak görür. Yaşadığımız coğrafyada, onlarca sorunun arasında birlikte mücadele etmek küçük bir ayrıntı gibi gözükebilir bir çok topluluk için ama bunun önemi geçmiş deneyimlerden ortaya çıkmakta ve kazanımları hala belleklerde yerini korumaktadır. 2007 yılında Ürkmez buluşmasının ardından Tiyatro işçileri sendikası - girişimi oluşturan tiyatro emekçilerimiz bu sürecin diğer birliklerle aynı çatı altında olunduğunda anlam taşıyacağına inançla süreci izleyerek tisen-g projesini bu sürecin içindeki örgütlenmelerle beraber yürütme kararı almıştı.
Bugün yaşadığımız siyasal süreç bize örgütlenmenin ne denli önemli olduğunu efaten hatırlatmakta ve bizi bir olmaya adeta mecbur kılmaktadır.
Birlik, mücadele, dayanışma ruhuyla bir arada duracak tiyatro sanatçıları egemenlerin korkusu, ezilenlerin umudu olacaktır. Şüphesiz ki işçi havzalarından, emekçi mahallelerinden temellenmeyen bir sanat hareketi belli bir zümrenin içinde hapsolacak ve tarihsel olarak sönümlenecektir.
Emekçilerin derdini sahneye taşıyacak sanatçılar bir arada daha güçlü duracak ve egemenlere karşı barikatları sıklıkla öreceklerdir. Büyük balık küçük balığı, örgütlü balıklar da büyük balığı yutar.
Tiyatro sanatçılarını farklılıklarını koruyacakları, siyasal olarak bağımsız olacak bir platformu tartışmaya ve aynı çatı altında örgütlenmeye çağırıyoruz.
Son söz dünya emekçilerinin sesi olan Victor Jara'nındır: "el pueblo unido jama sera vencido" (birleşen bir halk asla yenilmez).
|
Fırat Güllü
Tiyatro Boğaziçi
NEDEN BİRLİK? NEDEN ÖRGÜTLENME? NEDEN KURULTAY?
Geride bıraktığımız yıl içerisinde tiyatro kamuoyunu hangi konuların meşgul ettiğine bakacak olursak, ülke tiyatrosunun sorunlarının ülkenin genel sorunlarından çok da farklı olmadığını fark ederiz: Sansür, oyun yasaklamalar, repertuvardan çıkarılan oyunlar, ucu hakarete varan yayıncılık örnekleri, gruplar arasında çözümsüzlüğe terk edilen ve neticede husumet yaratan anlaşmazlıklar... Bu sorunlar pek çok topluluğu benzer oranda etkilemesine rağmen, ne yazık ki tiyatro camiamız içerisinde onları köklü birer çözüme kavuşturmaya dönük güçlü bir irade örgütlenebildiğini söylemek güçtür.
Boğaziçi Gösteri Sanatları Topluluğu bünyesinde faaliyet gösteren Tiyatro Boğaziçi, kurulduğu ilk dönemden itibaren tiyatro ile ilgili her türlü sorunun çözümünün, ancak ve ancak tiyatro dünyasına ait unsurlarca oluşturulacak örgütlü bir irade ile mümkün olabileceğini savunmuştur ve savunmaya devam etmektedir. Bu nedenle de önce Amatör Tiyatrolar Çevresi’nin (ATÇ) ve ardından kuruluş yıllarından itibaren İstanbul Alternatif Tiyatrolar Platformu’nun (İATP) aktif bir öznesi olmaya önem vermiştir. Halihazırda kendisini bir Grişim’e (İATP-G) çevirmiş olan bu platform içerisinde yer almaya ve alternatif bir tiyatro örgütlenmesinin nasıl olması gerektiği yolundaki arayışa katkı sunmaya devam etmektedir.
Bize göre tiyatro dünyamızda, yürütülen tiyatro faaliyetlerinin profesyonel-amatör, metropollü-taşralı, kuramcı/akademisyen-uygulamacı, Türkçe tiyatro-diğer dillerde tiyatro vs... türünden, “zıtlıklar” üzerine kurulduğu varsayılan bir takım ikilikler içerisine hapsedilerek algılanması gibi sorunlu bir durum söz konusudur. Bu durum, tiyatro evrenimiz içerisinde devinen hiçbir öznenin bütünlüklü bir “ülke tiyatro”su vizyonuna sahip olamamasına yol açmaktadır. Bu “küçük cemaatçikler” şeklinde örgütlenmiş tiyatro ortamı da şu anda büyük bir kesimde memnuniyetsizlik yaratan ve farklı alanlarda, farklı biçimlerde mücadele edilen egemen tiyatro sisteminin değişmeden devamına olanak sağlamaktadır.
Gerçekten güçlü ve yeni bir başlangıcın taliplileriysek bu duruma bir son vermeliyiz. Artık tiyatro dünyasının çok farklı renklere, çok farklı niyetlere sahip, değişik kesimlerinden gelen tüm unsurlarının ortak sorunlar etrafında birbirleriyle iletişim kurmasının zamanı gelmiştir. Artık profesyoneller, tiyatro dünyasının bu ülkedeki gerçek temsilcilerinin yalnızca kendileri olduğu yolundaki genel algılarından vazgeçmeli, amatör/alternatif bölge ile iletişime geçmenin yollarını araştırmalıdırlar. Artık amatör/alternatif bölgenin özneleri, “dipte kalmayı” tercih etmek yerine “dipten gelen yeni dalga” olmanın ve varolan sistemi değiştirmenin hesaplarını yapmaya başlamalıdırlar. Artık metropollerde faaliyet gösteren ve daha zengin olanaklara sahip oldukları varsayılan topluluklar, tabir yerindeyse “cam bir fanus” içinde yaşamaktansa bu ülkenin diğer şehirlerinde yürütülen tiyatro faaliyetlerine de ilgi örgütlemelidirler. Anadolu’nun ya da Trakya’nın daha küçük yerleşimlerinde faaliyet gösteren topluluklarsa, artık ülkenin sanatsal nabzının sadece büyük metropollerde attığı yanılsamasından sıyrılarak kendi öz güçlerinin önemini kavramalı, bölgesel değerler yaratmak için çaba sarfetmelidirler. Tiyatro kuramcıları, eğer sadece dar bir akademik camia içerisine sıkışıp kalmak istemiyorlarsa, tiyatronun nihayetinde uygulamaya dönük bir sanat olduğu gerçeğini hatırlamalı ve artık uygulamacılarla daha organik ilişkiler geliştirmenin yollarını aramaya başlamalıdırlar. Uygulamacılar da artık “ben yaptım oldu” kolaycılığını terk ederek kendilerini geliştirmeli, entelektüel donanımlarını zenginleştirmenin yaptıkları işe duydukları saygının gereği olduğunu unutmamalı ve bu bağlamda akademik çevrelerle verimli ilişkiler yakalamanın nasıl mümkün olacağını düşünmeye başlamalıdırlar. Türkçe tiyatro yapanlar tiyatronun bu topraklarda çokkültürlü bir ortamda yeşerdiğini ve tek dilli bir perspektif içerisine sıkıştırılmasının zenginliğini kaybetmesi anlamına geleceğini unutmamalıdırlar. Kürtçe, Ermenice, Rumca, Ladino ve diğer dillerde tiyatro oyunları oynayanlar da artık bu faaliyetlerini dar bir cemaat içerisine hapsetmekten vazgeçmeli ve tiyatro dünyamızın güçlü ve dönüştürücü birer unsuru olabilmeyi dert edinmelidirler.
İşte tüm bu büyük adımların bir başlangıcı olarak, tiyatro sanatının evrensel dili etrafında birleşmek, hiçbirimizin memnun olmadığı bu sisteme müdahil olmak ve onu değiştirmek, daha bütünlüklü ve iletişim halinde bir tiyatro ortamı kurmak için haydi örgütlenmeye, haydi birliğe ve haydi kurultaya.
|
ÜSTÜN AKMEN
ULUSLARARASI TİYATRO ELEŞTİRMENLERİ BİRLİĞİ
TÜRKİYE MERKEZİ GENEL BAŞKANI
Ülkemiz tiyatrosunun örgütlenmesinin ancak yıllardır üzerinde çalışılan Türkiye Sanat Kurumu Yasası’nın yürürlüğe girmesiyle gerçekleşebileceği inancındayım ve bu inancımı bugün burada, huzurlarınızda tekrarlamayı da ayrı bir görev sayıyorum. Bilindiği gibi, Anayasamızın 64. maddesi de, dile getirilen sanat ortamının oluşturulması ve sanat alanları ile kamu yönetimi alanı arasındaki ilişkilerin düzenlenmesi; ifade özgürlüğünün önündeki engellerin ortadan kaldırılarak, yerel, ulusal ve evrensel kültür-sanat değerlerimizin ve sanatsal üretimin desteklenmesi, tanıtılması ve yaygınlaştırılması için gerekli hizmetleri görmek üzere, tüzel kişiliğe ve idari-mali özerkliğe sahip, özel hukuk hükümlerine tabi “Türkiye Sanat Kurumu”nun kurulmasını öngörmekte.
Tiyatromuzun ve tiyatrocularımızın örgütlenmesi, her şeyden önce sanatın özgür gelişiminin sağlanması gereksinimine dayanmakta. Ülkemiz gerçekleri göz önüne alındığında, “Türkiye Sanat Kurumu”nun kurulmasının öncelikli bir ihtiyaç olduğu daha iyi anlaşılıyor. “Türkiye Sanat Kurumu”nun, sanatın ve sanatçının özgür gelişimi için imkânlar yaratırken, sanatın üretim, dağıtım ve yaşam süreçlerine ilişkin destekler sağlayacağı kuşkusuz bir gerçek. Sosyal devlet olgusunun bir gereği olan bu görevi devletin bizzat yapmak yerine, sanatçıların yönetime aktif katıldıkları özerk bir kuruma bırakması, çağdaş yönetişim anlayışının gereği.
Ülkemizde kültür-sanat alanına ayrılan kamu kaynakları çok sınırlı kalmakta, üretilen hizmetlerin yurdun tüm köşelerine eşit olarak dağılması mümkün olmamakta. Sorunun çözümü, devlet, yerel yönetim ve özel sektör kaynaklarının bu hedef doğrultusunda kullanılmasında ve saydamlık ilkesine uyulmasında yatmakta. Kamu kaynaklarının yanı sıra, sivil toplumun sanat alanına vereceği desteğin kurallarını düzenlemekle görevli bir kurulun salt devlet memurlarından oluşması elbette yeterli değil. Sanat ortamının tüm katmanlarının yönetiminde yer alacağı bir özerk kurumun oluşması bu nedenle mutlaka, ama mutlaka gerekmekte.
Tiyatro sanatçılarının ve sanatsal çalışmaların desteklenmesi, sanat yapıtlarının değerlendirilmesi, korunması ve tanıtımı ile ülkemizde tiyatro kültürünün yaygınlaştırılmasını sağlamak; tiyatrolarımızın uluslararası ilişkilerini geliştirmek ve sanatsal özgürlüğü güvence altına almanın tek yolunun “Türkiye Sanat Kurumu”nun kurulması olduğu görüşündeyim.
Türkiye Tiyatrolar Kurultayı’na çalışmalarında başarılar diliyor, katılımcılarına saygı ve sevgilerimi sunuyorum.
|
Uğur İPEK
V.A.T.T. Oyuncuları
Genel Sanat Yönetmeni
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
GELECEĞE UZANMAK İÇİN KURULTAYA
Tiyatroların gün geçtikçe yalnız başlarına bırakılmak istendiği günümüzde, tiyatroların birlikteliği toplulukların yaşamaları için bir zorunluluk haline gelmiştir. Bizler çok iyi biliyoruz ki tiyatro sanatı ne kadar yalnızlığa ve yozlaşmaya doğru itilirse toplumda o şekilde yalnızlaştırılır ve yozlaştırılır. Renk dolu bir mozaiğe sahip olan Türkiye tiyatrosu, egemenlerin yıkım planları dâhilinde uyguladıkları eylemlerin yanında, birde içeriden yıkım çalışmalarını sürdüren kişiler sayesinde, her yıl daha ileriye gitmesi gereken sanatı paçalarından asılıp engellenmeye çalışılmakta, toplumu yozlaştırmak ve sanatı yok etmek için mücadele etmektedirler.
Türkiye tiyatrosunun ilerlemesi ve geleceğe uzanması birliktelikle ve beraber çalışmakla mümkün olacaktır. Tiyatro sanatçısı topluma karşı görevlidir ve toplumun yücelmesi için sanatını meslektaşıyla paylaşmak bilgi ve birikimlerini gönüllülerle aktarmak birlik olmak zorundadır. Tiyatro Sanatı yaşayan bir organizmaya benzetilebilir. Tiyatro sanatının içinde bulunan herkes bir organdır ve birbirine bağlıdır. Her birey organizmanın gerektiği şekilde çalışması için üzerine düşen görevi yerine getirerek bütünün daha sağlıklı yaşaması ve gelişmesi için uğraş vermelidir. Adam sendecilik, boş vermişlik, bireyselcilik tiyatro sanatının içine yerleşmiş ve onu yok etmek için çalışan kanser hastalığıdır.
12 Eylül Tiyatro Kurultayı bu organizmanın kanserden arınması ve görev bilincinin yerleşmesi için bir milat olmalıdır. Bu kurultay; çağına yakışan bir Türkiye Tiyatrosunun, üretim alanında gerçekleşecek yepyeni oluşumlarının tohumlarının atılacağı bir başlangıç, amatör toplulukların “amatör” kelimesini bir kalkan olarak kullanmadıkları, profesyonellerinde sanatın gelişmesi için sadece kendilerin var olmasının yeterli olmadığını gördükleri, uygulamacıların, akademisyenlerin, mekteplilerin alaylıların, amatör ve profesyonellerin görevlerini anlayarak Türkiye Tiyatrosuna yeni bir gelecek şekillendirmek için birleştikleri bir başlangıç olmalıdır.
Sansürlemelere, kapatılmalara, engellemelere rağmen yalnız olmadığımızı göstermek, tiyatroyu yok etmeye çalışan egemenlere ve yaltakçılarına karşı sesimizi duyurmak ve yeni bir dünya kurarak geleceğe uzanmak için kurultaya.
|
MURAT YENER YILDIRIM NÜANS TİYATRO 0536 359 04 96
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
ANKARADA FAALİYET GÖSTEREN ÇOCUK TİYATROLARI İÇİN BİR SONUÇ BİLDİRGESİ
1995-2005 yılları arasında Ankara’da faaliyet gösteren ödenekli ve ödeneksiz çocuk tiyatrolarının ele alındığı bu çalışmamda çocuk tiyatrosu uygulamaları içinde bulunan 15 tiyatro grubunun çalışmaları incelenmiştir. 15 topluluğun 294 farklı çocuk oyunu sergilediği; bu oyunların 165’inin gurupların kendi yazdıkları, 15’i yazarlardan telif ödenerek alınıp sergiledikleri eser olup, geriye kalan 114 eser ise klasik masal uyarlamalarından oluşmaktadır. Yine aynı dönemler arasında sergilenen oyunlarda yaklaşık 650 oyuncu bu oyunlarda görev almıştır. Gruplar tarafından oyuncuların önemli bir bölümü stajyer oyuncu olarak adlandırılmıştır.
Oyun sergileme yerleri açısından irdelediğimizde, topluluklar iki farklı görüş öne sürmüşlerdir. Sahnesi olan topluluklar tiyatro oyununun salonda sergilenmesi gerektiğini vurgularken, salonu olmayan gruplar okul salonunda sergilemenin yararlı olacağını savunmuşlardır. Seçimlerin bilimsel ve sanatsal verilere dayanmayıp sadece gündelik ihtiyaçlarca belirlendiği açıktır.
Toplulukların çocuk tiyatrosuna bakış açısı ve nasıl bir çocuk tiyatrosu sorusuna verdikleri cevaplar genel olarak, eğlendirirken eğitmek sözü gibi bir klişe ile sınırlı kalmıştır. Çoğu topluluk çocukları eğitmek konusunda ısrarcı ve iddialıdır.
Çocuk tiyatrosunun Türkiye’de bugünkü görünümü nedir? dediğimizde ortaya çıkan durumu şöyle açıklayabiliriz:Son on yılda çocuk tiyatrosu alanında yeni bir hareketlenme olduğu gözlenmektedir.Özellikle 1990'lı yılların başından bu yana ödeneksiz tiyatrolara ait çocuk tiyatrosu etkinliklerinin hızla arttığı gözlemlenmektedir. Bu alandaki sektörel artış ve istihdam alanı yaratılması bir seri üretimi de beraberinde getirmiştir. Bugün için çocuk tiyatrosu geleceği olan bir iş alanı gibi görülmektedir. Son yirmi yıl içinde çocuk tiyatrosu, bir yandan geleceği olan bir iş alanı olarak görülürken bir yandan da kolay, özen gösterilmesi gerekmeyen, kolay yapılan bir iş! gibi algılanmış bu nedenle de alanda sanatsal anlamda ilerleme yaşanacağına tam tersi bir gelişme söz konusu olmuştur. Oyunların çoğunda bir ‘hazır kalıp’ın tekrarlandığı gözlemlenmektedir; stilize edilmiş, yalıtılmış, idealize edilmiş, basitleştirilmiş bir kurmaca dünya içerisinde oldukça basit mesajların yinelendiği bir dramaturjik kalıptır bu. Giderek birbirinin kopyası olan bu oyunlar hiçbir yaratıcılık sağlayamamakta ve izleyicisinde de bir coşku yaratamamaktadır.
Çocuk tiyatrosu guruplarının ve gruplarda görev alan oyuncu yönetici konumundaki kişilerin çocuk karşısına donanımlı çıkmaları gerektiği çok iyi bilinmesine ve başucu kitaplarında veya gerçekleştirilen çoğu seminerlerde konuşmacıların vurgulamasına karşın ne alandaki sanatçılar kendilerini geliştirmek için yeterince bilimsel araştırma yapmakta ne de bu alanla ilgili branşlaşmayı ve formasyonu sağlayabilecek üniversitelerde ve konservatuarlarda çocuk tiyatrosu konusunda yeterince çalışma yapılmaktadır. Çocukları ve tiyatroyu sevmenin ülkemizde çoğu kez çocuk tiyatrosu yapmak için yeterli nedenler olduğu gözlemlenmiştir.
Çocuğun tiyatro ile buluşabilmesinde kilit rol oynayan ve izleyici konumundaki aileler ve eğitimciler çocuğun, arkadaşını ,okulunu, yemek yediği yeri seçerken ,tiyatro konusunda seçicilikten uzak ve vurdumduymazlık içinde hareket etmektedirler. Bu otokontrolsüzlük her gün yeni birçok tiyatro grubunun kurulmasına ve niteliksiz eserlerin sahnelenmesine yol açmaktadır.
Ödenekli tiyatrolarda ise tüm kadrolar yönetimin isteği ve karaları doğrultusunda oluşturulmakta çocuk tiyatrosu ya bir sürgün yeri ya da bir süre deney kazanılan atlama tahtası olarak kullanılmaktadır.
Oysa Çocuk tiyatrosunun bağımsız, sanatsal yaratıcı bir alan olmasını, çocuklara ait dünyaların keşfedilmesini ve bu dünyaların paylaşılmasını ,çocukların kendini özgürce ifade edeceği; derinlikli ve estetik öyküler paylaşabileceği alanlar olmasını istiyorsak; öncelikle çocuk tiyatrosu ile ilgilenen yaratıcı sanatçıların bu alana ilişkin kafalarındaki kalıplardan, koşullanmalardan, kendini tekrardan sıyrılmaları gerekmektedir. Çocuk tiyatrosu ,sorunu bütün yönleriyle ortaya koyan, yalancılığa kaçmayan, basitleştirmeyen, sorunlarla ve diğer insanlarla ilişki kurmaya özendiren bir yapı olarak kendi bağımsızlığını koruyabilir; hedef kitlesinin coşkusuyla yeni ve yeniden yarınlara kapılarını açarak gelişimlerini heyecanlarını yitirmeden sürdürebilir.
Tiyatro grupları çalışmalarını bilimsel temeller üzerine oturtmalı ve çalışmalarında gereken özeni göstermelidir. Bunu yapabilmek içinse kendi tarihsel gelişimlerini unutmamalı ,kendinden başlayarak diğer tiyatro gruplarının arşivlerini tutmalı ve gelişim aşamalarını takip etmeli. Seslendiği seyirci gurubu olan çocuğu yakından tanımalı ve onun günün koşullarına göre oluşan ihtiyaçlarına cevap vermeli, everensel değerlerin ışığı altında oyunlarını oluşturmalı, örgütlenmeli, alanında branşlaşmalıdır.
|
ATÇ - AMATÖR TİYATROLAR ÇEVRESİ
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
YENİ BİR KURULTAYIN EŞİĞİNDE
Sanat alanımızın Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana yaşadığı en temel sorunlardan biri de örgütlenme sorunudur.
Cumhuriyet’in kuruluşunda resmi çatılar altında örgütlenmeye çalışan sanat alanı, 60’lı yıllara kadar milliyetçi ve faşizan baskılar altında kendi bağımsız duruşunu, dünyaya bakışını ve estetik yaratımını gerçekleştirememiştir.
Resmi çatıların dışında kendi duruşunu oluşturmaya çalışan sanatsal hareketlenmeler ise devletin yoğun saldırısıyla karşı karşıya kalmışlardır. Bu saldırılarda bir dolu sanat insanımız uyduruk gerekçelerle zindanlara tıkılırken dünya çapında şairimiz Nazım Hikmet 36 yıl hapis cezası alarak, Rıfat Ilgaz zindanlarda verem olarak, Sabahattin Ali ise öldürülerek bedel ödemiştir.
60’lı yıllarda yükselen demokratik mücadele ve siyasal karşı koyuş sanat alanını da etkilemiş, sanatçılar bir yandan dünyaya bakış ve estetik yaklaşımlarını oluştururken öte yanda da sosyal hakları için savaşacakları sendika, dernek, birlik gibi örgütlenmeleri inşa etmeye girişmişlerdir.
12 Eylül askeri darbesinin gerçekleştiği 80’li yıllarda ise bir yandan var olan örgütlenmeler yok edilirken öte yandan devlete ve sermaye çevrelerine bağımlı, ondan parasal destek alan dolayısıyla duruşunu, dünyaya bakışını, estetik yaklaşımını o çevrelere göre düzenleyen kimi sanatsal örgütlenmeler ortalığı kaplamıştır.
12 Eylül günlerinde devletin tiyatroya parasal katkısı ve sermayeyle kurulan sponsorluk ilişkileri sanat alanını destekler gibi görünürken aslında halktan kopuk, izleyicisine anlatacağı bir sözü, önerisi olmayan ülkede yaşanan gerçekliğin dışında kalmış sanatsal yapıtları ve kurumları ortaya çıkarmıştır.
Amerikan malı bu politika yeryüzünde de “festivallik” sanat denen ucube bir türü ortaya çıkarmıştır.
Günümüzde genelde sanat alanımız özel olarak tiyatromuz devletin ve sermaye çevrelerinin her türlü darbesine açık bir konumda durmaktadır.
Dün ülke gerçeğini görüp harekete geçen ve buna dair oyunlar yazan, sahneleyen toplumuyla tartışan tiyatromuz bugün ağzını açmış devlet yardımını beklemektedir. Ancak ufukta görünen yardım ve destek değil belirsizlikler yığınıdır.
Tiyatromuzu bu duruma düşüren onu devlet ve sermaye önünde çaresiz bırakan örgütsüzlüğüdür.
Örgütlü bir yanıt verilemediğinden bir vali bir tiyatro oyununda beğenmediği sözlere sansür koydurabilmektedir. Canı isteyen belediye kendi gösterişi için tiyatro kurmakta canı istemediği an kapısına kilit vurabilmektedir. Bir oyunun ya da tiyatro şenliğinin kaderi bir mülki amirin iki dudağı arasından çıkacak söze endekslenmiştir ya da bir şenlik düzenleyicisi Kürtçe, Ermenice, Rumca bir oyuna yasak koyarak oyunu şenliğe almayabilmektedir. Ülkenin sahneleri topyekûn örgütlü bir karşı koyuş olmadığından tek tek yok edilmeye girişilmiştir.
Ülke tiyatromuzun oyun yazarından, oyuna, oyuncuya, yönetmene, dramaturgiye, dekor-kostüme, müziğe, koreografiye kadar bir dolu sorunları vardır. Bu sorunları ele alabileceğimiz, çözümler düşleyeceğimiz; baskılara, engellemelere, sansürlere topluca tepki göstereceğimiz bir örgütlülüğe gereksinim vardır.
Sanat alanımız ve ülkemizin her dilden tiyatrosu ne yazık ki bugün sahipsiz kalmıştır. Bu sahipsiz kalış ise onu kurumlarıyla, etkinliğiyle bir uçuruma sürüklemektedir.
Geçmiş dönemlerde tiyatro alanında yapılan 1974 Eskişehir’den 1997 Mersin’e dek tüm kurultaylar sorunları ele almış, tartışmış ancak saptanan sorunları çözmek için kolları sıvayacak bir örgüt yoksunluğundan kararlar ya kâğıt üzerinde kalmış ya da ilgisiz mercilere iletilmiştir.
Ülke tiyatrosuna sahip çıkacak topyekûn bir örgütlenmeye gereksinim vardır.
Bu tartışmayı hep birlikte yapmalı çözümleri hep birlikte aramalıyız. Sorunları saptadıktan sonra da çözüm bulmak üzere kolları sıvamalıyız.
Bunun ilk adımı olarak Türkiye Tiyatro Kurultayı İstanbul Buluşması’nda buyurun konuşalım.
|
İrem Az
Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları
HAYATİ BİR DAVET
Üniversiteli tiyatrocular olarak örgütlenmenin önemini anlamamız çok zor olmuyor ve (maalesef) tiyatroya başladığımız zamanı takiben çok uzun sürmüyor. Ülkemizde tiyatro örgütlenmelerinin, gruplarının, yayıncılarının, tiyatrocu bireylerin dayanışma temelli, örgütlü bir çatı altında çalıştıklarında elde edebilecekleri kazanımların farkında olduklarını söyleyemeyiz. Zira tiyatro camiası bunun bilincinde hareket etseydi bu çatı örgütlenme projesi benim kuşağımın tanıklığına kalmazdı diye düşünüyorum.
Boğaziçi Üniversitesi Oyuncuları olarak aktif bir öznesi olduğumuz İstanbul Alternatif Tiyatrolar Platformu-Girişimi’nin öneminin bilincinde olarak çalışmalarımızı sürdürüyor ve girişimin üyesi diğer gruplarla dayanışma içinde olmak için çabalıyoruz. Bu girişim, adı üstünde “var olana alternatif olarak örgütlenmeye girişmiştir” ve biz de topluluk olarak bu arayışın bir parçasıyız.
Tiyatro örgütlenmelerinin gücüne ve değerine yürekten inanıyoruz. Fakat ülkemiz tiyatro camiasından farklı birey ve grupların karşılaştığı sorunlara karşı etkin bir biçimde örgütlenme konusunda birtakım sıkıntılar yaşandığının da farkındayız. Bu yıl hep beraber tanık olduğumuz küfür yayıncılığı, sansürler, oyunların yasaklanması, oyuncuların polis şiddetine maruz kalması ve benzeri sorunlara karşı güçlü direnişler örgütlenmediği ve bu yüzden kökten çözümler elde edilemediği açıktır.
Ülkemiz tiyatro camiası içinde, bir vücudun farklı organlarına ait hücreler olabiliriz. Farklı bölgelerde/kesimlerde ve farklı niyetlerle/önceliklerle yol alıyor olabiliriz. Fakat biricik bir hücre olarak varlığımızı ve farklılığımızı korumanın yanında, bütün vücutla örgütlü bir mücadele içine girmenin hayatiliğini fark etmenin zamanı gelmiştir diye düşünüyoruz. Biriciklik, kapalılık demek olmamalıdır. Amatöründen profesyoneline tüm tiyatro camiası, aynı vücudun hücreleri olduklarını fark etmeli ve bu çatı örgütlenmeye destek vermelidirler.
Bu bağlamda, ülkemizde çalışmalarını sürdüren tiyatrocuların, ümit ettiğimiz çatı örgütlenmeyi konuşmak üzere 12 Eylül’deki Tiyatro Kurultayı’na katılmalarını ümit ediyor ve topluluk olarak temsiliyetimizi sağlayacağımızı duyuruyoruz.
|
S.Orçun Masatçı
İzmir Yenikapı Tiyatrosu oyuncusu
TİYATROLARIN EYLEMLİ BİRLİĞİ VE TIKANMAYI AŞMAK!
Tiyatroların birliği yıllardır tartışılan nasıl ve neden olması gerektiği sorgulanan en önemli konulardan biri. Yaşadığımız topraklarda tiyatro üreticileri sorunlarını birbirinden farklı olarak görerek hareket etmekte. Profesyoneller amatörlerle, amatörlerde profesyonellerle yan yana gelmemeye çalışmakta. Sokakta, salonda neler olup bitiyor bundan üreticiler habersiz yaşamakta. Kim nerede hangi sebeple yasaklanmış, hangi tiyatral kuramla oyun çalışmış bilinmemekte. Bu durum ise bir muhatabiyetsizlik sorunu oluşturmakta. Kim neden neye karşı ne yapmakta bilinmemekle birlikte, seyirci ve yazın sorunu güncelliğini hala korumakta.
Festivallerin yapılış biçimi, oyunların sahneye aktarış biçimi, seyircinin salona çekiliş biçimi tartışalamadan kimi iyi örnekler oluşuturlsa da genellik kazanmamakta ve bu durumda o lokal yapının enerjisi bitince ortada kalmakta. Tiyatrolar birbirinden öğrenmekten kaçınırken, kapitalizmin vahşi, sinsi rekabet anlayışı özelden, amatöre uzanan bir yolda hızla egemen olmakta. Yaşadığımız tüm bu birbirinden uzaklaşma ve yabancılaşma süreci halkı da tiyatro sanatyına karşı mesafeli yaklaşmaya itmekte. Sanatın değiştiren, yenileyen gücü, içi boş, dertsiz, estetiksiz yapımlara teslim edilmekte. Ve bu yapımlar kendilerine oluşturuduğu seyirci yapısıyla sanat algısını bu yöne kaydırmakta.
İzleyici televizyondaki egemen kalitesiz sanat yapısı ile tiyatroyu bağdaştırmakta ve kimi ticari tiyatrolarda bu bağdaştırmada önemli bilinçli ve ısrarcı bir rol oynamakta. Bu durum tiyatronun değiştirici yapısı kırmakta.
Bilektelik ise en büyük denetleyeci rolünü oynamaktır. Tiyatroların birbirini desteklediği oyun sonlarında birbirlerinin oyunlarına çağrı yaptığı, bir salonda bir çok tiyatronun etkinlik afişinin bulunduğu, dertler üstüne tartışıldığı, birbilerinden haberdar olan onlarca topluluk bir düşleyelim neleri değiştirir bu topraklarda.
Sokakta insanlar 80’den beri mahalleleri bölünerek, birbirilerinden uzalaşarak yaşıyorlar. Selam vermenin garip karşılandığı sokaklar oluşturuluyor. Birbirimizden korkutuyporlar bizi. Tek çıkış yolumuz bu kağıttan kaplanı devirmektir. Korku imparatorluğunu sona erdirmek için birlik en önemli silahımız olacıktır.
Bir olalım. Dertlerimizi, estetiğimizi tartışmak için.
Bir olalım, emekten, insandan yana bir dünyayaı ellerimizin sıcaklığıyla yaratmak için.
Bir olalım, düşleri,mizin egemenliğini kurmak için.
Bir olalım dostlar, arkadaşlar, kapitalizmin hükümdarlığını rekabetçi anlayışı yıkmak yerine Komünizmin dayanışmacı anlayışını koymak için.
Bir olalım !
|
Hakan URCU
Tiyatro Katharsis(Trabzon)
Genel Sanat Yönetmeni
KURULTAYDA ÇATILARIMIZDAN SU SIZMASIN
Bildirime, geldiğim şehirden kısaca bahsederek girmek istiyorum.
Geçen yüzyılın başı, Nüfusunun yarısı gayri Müslimlerden oluşan huzurlu bir şehir. Buraya kadar bir sorun yok, öyle ya yüzlerce yıl onların nefesini solumuş Trabzon toprakları. Onlarla beraber Avrupa’daki tüm sanatsal gelişmeler, Trabzon’un kıyısına vurmuş. Taki zorunlu göç ve Rus işgali, emperyalizmin yarattığı yaşanan karşılıklı vahşi katliamlar ve sonrasına kadar. Şimdi neden tiyatrodan bahis açmadım diye sorabilirsiniz. Ancak olayın sosyolojik ve buna paralel siyasal açılımını yapmadan bu günkü kurultayımıza dair görüş bildirmem doğru olmayacaktır.
Geçtiğimiz yüzyılın başında bu gün faşist katil yetiştiren şehir olarak tanıtılan, zamanında ise yoğun etnik yapılı ve huzurlu nüfusu nedeniyle, küçük İstanbul diye adlandırılan, bu son Osmanlı Karadeniz sancak merkezi, 10’un üzerinde konsolosluk, birçok farklı dilde gazete, halkevinin Türkiye’de zamanında, ilk kez bir çok yabancı yazarın, halkın isteği üzerine yerli gayri Müslim tercümecileri tarafından teks haline getirilen sürekli tiyatro temsilleri yaşadı. Ve birçok Anadolu kentinde yaşanan herkesin bildiği ani bir siyasal, ekonomik ve sosyolojik zorunlu değişim ve göçlerle şehrin ciğerine, o günden bugüne bir yara saplandı. Bu yaranın içinde, yine şu an, yıllar önce yıkılmış, Türkiye’nin 3 opera binasından birindeki opera sunumları, sanatın her türlü temsilleri ortadan yok oldu ve ardından ABD emperyalizminin şehirde Sovyetlere karşı kurduğu askeri üsle değişen şehir yaşamı, öz Trabzonluların ve gayri Müslimlerin zorunlu göçe tabi tutulmasını üzüntüyle yaşadı bu şehir. Köylü kente, kentli daha büyük kentlere göç ettirildi. Ve Türkiye’nin dört bir yanına tiyatro, resim, heykel gibi farklı dallardaki sanatçılar bir dağılıma uğradılar. Ancak gittikleri yerde Trabzonlu sanatçılar ki başta ressam Eyüboğlu olmak üzere İstanbul ve büyük şehirlerde sanatlarını her alanda devam ettirdiler, önemli öğrenciler yetiştirdiler.
Yukardan aşağı devrimlerin getirisi dayatmacı anlayışları, zorunlu devlet politikaları, kendi elleriyle açtıkları yine sayılı enstitülerden biri olan Trabzon Beşikdüzü Köy Enstitüsünü yine değiştirilen hedeflerinin nereye gittiği belli olmayan oklarıyla aynı partinin hunharca politik hesapları uğruna kapatması, o gün aydınlanmaya başlayan ülkeyi bu gün bozuk ampul partilerinin “aydınlığına” bırakması durumuna getirdi.
Amatör tiyatro ve profesyonel tiyatrocuların bir arada olduğu kurultayda Anadolulun bir zamanlar doğunun İstanbul’u denilen şehrinin emperyalizmin yeni kurulan bir cumhuriyet üzerinde gerek, başta insanı, insanın sosyal çevresini ve dolayısıyla bugünkü ana maddemiz sanatı ne ölçüde, geriletebileceğini neler, doğurabileceğini ve bu günkü 2009 tiyatro politikalarına dahi dolaylı yollar, bölünmüşlüklerle nasıl süreci kendi yerel işbirlikçi bürokrasi ve sivil dernekler yoluyla geleceği etkilediğinin bir başlangıç öyküsüdür. Ve bu açıdan buradaki herkesi Trabzon’a gelmeye, burjuva medyaya yansıyan haberleri kaile almamaya davet ediyorum. Birkaç çakal tabirini kullandığım kişi koca bir sanat, tarih merkezini olumsuz manada etkileyemez ve buna izin vermeyeceğiz. Bu konuda en başta biz ve sayıları 5‘i geçen tiyatro gruplarımızla elimizden gelen muhalefeti göstermeye çalıştığımıza inanıyorum. Ve umarım bu sürecimize sizlerde destek verirsiniz.
Bu gün elitlerin sanatı olarak bilinen Tiyatro, özelde Trabzon da, genelde Türkiye’de halkın her kesiminin sahiplendiği bir sanat halini almayı başarmış ve her türlü gerici, yobaz dayatmalara karşın halkın muhalefet gücünü ortaya koymayı başarabilmiştir. Diyebilirim ki nüfus olarak birkaç yüz bini geçmeyen bir şehirde, gerek nüfus gerek ekonomik olarak boy ölçüşemeyeceği diğer Anadolu şehirleriyle ve hatta Ankara, İzmir gibi metropollerle rahatlıkla reji çalışmaları anlamında rekabet edebilmektedir bu guruplar. Trabzon’un genetiğindeki inatçılık burada da ortaya çıkmış gözükmekte. Sadece Devletin tiyatrosuna biat etmedi ve kendi iç dinamikleriyle tiyatrolar kurdu.
Nasıl ki ülkemizde genel olarak sol, bir türlü birleşemez, ortak hareket etmekten kaçınır ve bu ilacı bulunmamış, teşhisi konulmamış bir hastalık halini alır, işte Türkiyede’de tiyatro grupları kendileri açısından haklı, bir iletişimsizlik problemi yaşamaktalar. Can çekişen bir hastanın yanında gereksiz tartışma içerisinde olan ve hastayı kaybetmeyi umursamayan tıbbi deontolojiye 0aykırı, bir bilinci açık bir davranışın içindedir bu gün Türkiye tiyatro cenahı.
Tüm dünyada Tiyatro sanatı kendi gelişimini sağlayamayan ve mevcut bir boşluğu, geri kalmışlığı “alt yapısız “bir yaklaşımla doldurmaya çalışma hastalığına sahip cahil cesaretinin zarafetli “sanat sevicileri” sayesinde, tiyatroyla yeni tanışan genç izleyicileri tiyatroyla, sirk arasında bir ayrım yapamamaya götüren sahne estetiği bu günün en büyük sorunu olduğu düşünüyorum. Özellikle bu sorun sadece büyük şehirlerde değil taşra kentlerinde asıl yoğunluğunu yaşamaktadır. İstanbul ve diğer büyük şehirlerde en azında yanlış ve doğruyu tespit etmek için oldukça alternatif tiyatro grubu var, ancak taşrada bu durum söz konusu değil maalesef. Bildiğiniz üzere popüler kültür, sanatı getirim kaynağı haline getirdiğinde tiyatroda, fırsatını eline geçiren sanat seviciler tarafından insancıllığın, düşünselliğin bir kenarda makus talihine yandığı bir döngüye hapsedilmiş durumda kalıveriyor.
Yıllardan beri Türkiye’de bir çok genç taşra yerelliği ve seçimsizliği, teatral bilgi yetersizliği içersinde, çevrede gördüğünde başını öne eğdiği, Tiyatrolarındaki kimi 20 yılı bulmuş “oyuncu” ve usta makamlı ancak, Stanislavski dediğimde, fındık fiyatlarından yada çocuğunun burun damlasından bahseden, tiyatro teorisi ve genel kültürü hakkında kendini geliştirmek yerine kurdukları "tiyatrosal" feodal kalelerinin çariçeleri ve çar unvanlarıyla saraylarından ödenek beklemeyi uygun görmüş, gençlerin önünü kapayarak “en komik olan, en kazançlı” şiarıyla bacasız fabrikalarının yöneticiliğini yapan bir grup sanat tarikatı vardır. Ve kendi tarikatlarında ölüm denen bir gereksizlik olmasa, zaman kavramının son sanat gününe kadar kadrolarından beslenecek ve yanlarına da tiyatroyu yürekten arzu eden gençlerin hayallerini kullanmak eylemini işleyeceklerdir. Birlikte kasalarının başlarında duracak bu insanlardan bu Anadolu şehirlerini ve hatta İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlerdeki sahtekarlardan bu ülkenin kurtuluşu, benim ve şüphesiz hepimiz en büyük isteği. 20 oyun değil 200 oyunda sahneleme “başarısı” gösterip, gişelerin önünde kalabalıklarda toplamalarda bu yaptıkları Tiyatronun başarısını değil , genel anlamda popülist çerçevenin bizlere dayattığı sanat anlayışsızlığını doğurur, ve eğlencelik akşamları, zaman geçirme vakitlerini ortaya koyar.Televizyon denilen “kümes yuvasından” tek farkı canlı olmasıdır.
Daha önceki yorumumda da bahsettiğim üzere, toplantının "olmak yada olmamak" toplantısı olmayacağı bir sonuca haiz olacağının önceden bilmemiz gerektiğidir. Bugün, her türlü gerek İktidar gerekse onların “harita kadastro patronları” Emperyalist güçlerinin dayatmalarına karşın birlikte düşünsel yoğunlaşma, mayası sağlam bir tartışmanın yapılması gereken gündür .
Çeşitli demokratik açılımlarda ,sözde de olsa, sürecin kısa ya da ne ölçüde uzun olacağını bilmiyoruz, ancak bu dönemde olabildiğince bu kısmi, devlet kontrolündeki değişim programını dışarıdan iyi gözlemlemeli ve her gün yeni taktikler geliştirilerek sokaklara, sahnelere tüm muhalif anlayışla ortaya yeni yaratı unsurlarını ortaya koymalıyız. Çünkü az önce dediğim gibi toplu durum buna bugün uygundur ve değerlendirilmelidir.
10 yıl öncesine göre biz amatör tiyatroculara çok daha geniş bir özgürlük alanı alanı sunulmaktadır.
Kanaatimce bugün kendine lider arayan bir örgütlenme biçimi her dönemde ve çoğu kez tarih önünde geri dönüşlere kendini mecbur kılmıştır. Çünkü lider birilerinin dayatma ve lobi gücüyle değil, özgür bir demokratik alan içerisinde kendiliğinden ortaya sürülerek ve bizzat genelin kabulü dahilinde onay olarak, haklarını eline almalı, gerçekleştirmek üzere bir an evvel toparlanma hareketlerini, yerel ve ulusal bazda çalışmalarına başlamalıdır.
Diğer yandan “çatı”,pencere, şemsiye birlikteliklerinin yine gündeme geleceği bir zihniyet tekrar ve yine tekrar kendi dolaylı feodal beyliğini oluşturma durumunu ortaya alenen koymaktan geri durmayacaktır. Özellikle Çatı düşüncesine tam olarak istekli olmama rağmen, bu Çatı şayet gerçekleşirse, alt yapısı açısından aşağıda belirttiğim düşüncelerin doğru işlenmesi durumunda başarıya daha hızla ulaşacağı düşünüyorum. Bunun birlikteliklerin muhtemelen gerçekleşmemesi, tarihi yıllanmışlığın devamı sayabiliriz. Ve ardından hepimizin bildiği gibi, gizli konuşma ve gizli bölünmüşlükler, gizli birlikteliklerle birlikte, herhangi bir coğrafi olaya gerek duymadan, bir süre sonra şemsiye delinir, pencere çatlar, çatı su alır. Oysa ilk yapılması gereken, ortada özgüven yoksunu gerekli ideolojik, teorik ve pratik aşamaya gelememiş katılımcı (katılımcı olmaya çalışılan ) amatör tiyatrolarımızı eğitim imkanı sunacak, geliştirecek, etkinleştirecek ve sahneye daha yetkin eserler çıkarmasına sağlayacak ve asıl önemlisi amatör tiyatro kavramının gerçek muhalif ve özgürlükçü yapısını kavratabilecek, yani kendilerini kendilerine anlatabilecek gönüllülerin bulunup, gerekirse ödenek ayrılıp, taşra tiyatrolarını göndermek ve buraları tiyatro adına gerçek anlamda işlevsel hale getirebilmektir. Bu durumu bugüne dek, lafazanlıklarından arındırılması mümkün olmayan, aristokrat, kavuğu elinde dolaşanlara karşı devrim niteliğinde bir çalışma olarak görüyorum. Ve asıl, gerçekçi sonuç alınması en muhtemelen tiyatro politika eylemi bunun üzerine kurulmalıdır. Sonraki süreçte karar alma yetisine gerçekten sahip, her toplantının her karar alma aşamasında bilinçsizce el kaldıran bireylerden kurtulmuş, amatör anlamda tüm pasifliği ve bilgi noksanlığıyla ortaya çıkmaya çekinen grupların değişim ve gelişlim sürecine şahitlik ederek, çok daha sağlam birlikteliklerin önünü açabiliriz.
Az önce belirttiğim eğitim örgütlenmelerini sağlayacak, bir bütünün parçalarını sağlamlaştırarak gücü düşünsel yaklaşımıyla bir araya getirecek yapıyı oluştururken örnek olarak, Antalya amatör tiyatro grubu ile Zonguldak amatör tiyatro grubunu hangi vasıta ve hangi dar imkanlarla bir araya getirebiliriz. Bu mümkün değildir. İletişim problemi, mevcut potansiyeli, birbirinden güç alacak olan ve yakın bölgelerde yer alan amatörleri birbirinden hiç olmaması gereken şekilde uzaklaştırma noktası götüreceği aşikardır. Denebilirki telefon, fax, internet ve malum 3G teknolojileri var bu sorun teşkil etmez. Ancak şu iyi bilinmelidir ve bilindiğine inanıyorum, tiyatro oyuncusu ve seyircisi gibi, iki canlı varlığın birbirinin soluğu hissetmesinin verdiği o büyük pozitif enerji, yerel tiyatroların birbiriyle bire bir görüşmelerinde de aynı duygu ölçüsünde, dayanışmayı körükleyecek ve oluşacak yerel örgütlenmelerin ortaya koyacağı; tekrar ifade etmem gerekirse kısmi özerklik, bağımsız, bağlantısız olma durumu, merkezi hale gelme sürecini otonomi durumunu ortadan kaldırmadan daha üst seviyeye taşıyacaktır.
Geldiğim noktada genel görüşler sonrası, diyebilirimki, Tiyatromun ve benim arzum yerel tiyatro yapılarının önce kendilerini keşfetmelerini sağlamak için mücadele oluşturulmalı ve bunun imkanları yaratılmalı, kendi kültürüne yapancılaşan insanların tiyatro yoluyla bağımsız, anti emperyalist düşünebilme yetilerine sahip olmalarını sağlayarak, bu güne dek yukardan aşağı devrim, değişimin sancılarını ortadan kaldıran halktan yana bir yapının bir an evvel harekete geçmesini sağlamak üzere yola çıkılması temel hedef olmalıdır. Amatör ve Profesyonellerin bir arad olduğu bu ortamda birbirimizden ileriki dönemlerde daha üst sevyede, akademik anlamdada yararlanacamızı düşünerek , enerji ve özgürlüğü tüm çıplaklığıyla tiyatroya sunan amatörlerin bizzat profesyonellerin ilk gelişimi sürecinde, onların bir bakımına eğitmenlik görevini üstlendiğini belirtirken
Tiyatro Katharsis olarak
"Egemenlerin bilinçli her türlü fikirsel radikalizminin zorbalığına karşı, sahneleri mücadele alanları, düşüncelerimiz yol haritası, bedenlerimiz ve dekorlarımız doğal silahlarımız olacaktır."
Diyerek hepinize saygılarımı sunuyorum
|
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ EĞİTİM ARAŞTIRMA TOPLULUĞU DENEYSEL SAHNE’NİN ÖRGÜTLÜ BİR TİYATRO İÇİN ÇAĞRI BİLDİRGESİ
Deneysel Sahne, İ.Ü Eğitim Araştırma Topluluğu (EAT) bünyesinde aktif olarak çalışma yürüten, İstanbul Üniversitesi’nde eğitim – araştırma konseptine ve açılım perspektifine sahip bir amatör tiyatro inisiyatifidir. İ.Ü EAT’ın çok disiplinli bir çatı yapılanması oluşumunu destekler.
İ.Ü EAT Deneysel Sahne olarak amacımız, entelektüel sorumlulukla hareket ederek, kültür sanat etkinliğine katkıda bulunmak ve alternatif bir tiyatro icrası ile kendi sorunsallarımızı ele almak ve estetik olarak ifade etmektir. Yöntem, olarak kolektif dramaturjiyi benimseyen Deneysel Sahne, katılıma açık ve deneyim aktarımını önemseyen, dayanışmacı bir yapılanmayı esas alır.
İ.Ü EAT Deneysel Sahne; insan hakları, demokrasi, kültürel çoğulculuk gibi temel konularda üyesi olduğu İATP-G inisiyatifi ile ortaklaşır. İATP-G içinde özelleşen platformlar olan ÜTP ( Üniversiteler Tiyatro Platformu) ve ÇTP (Çalışanlar Tiyatro Platformu) ile organik bağını koruyarak tiyatroda alternatif yapılanmanın gelişimine katkıda bulunmayı hedefler. Üniversite tiyatrosu veya çalışanlar tiyatrosu alanlarında karşılaşılan güçlükleri sorunsallaştırır ve tartışarak ortak çözüm önerileri geliştirir.
İ.Ü EAT Deneysel Sahne, Urla’da düzenlenen 3.Türkiye Tiyatrolar Buluşması’nda yayınlanan bildiriyi ve yapılan çağrıyı değerli bulmakta ve Türkiye genelinde amatör, akademik, yarı profesyonel, profesyonel, farklı tiyatro çevrelerinin ortaklaşan problemlerini bir çatı örgütünde tartışma kararını önemsemektedir.
Tiyatroda dayanışma geleneğinin inşa edilmesi için bu yıl ilk kez 12 Eylül’de düzenlenecek olan Türkiye Tiyatro Kurultayı’nın gerçekleştirilmesini destekliyoruz. Arzu edilen çatı yapılanmasına destek vermek ve tiyatroda örgütlenmeyi temel hedef alan aktif bir platformun bir öznesi de biz olmak istediğimiz için; İ.Ü EAT Deneysel Sahne olarak Kurultay’da yer alacağız!
|
İSTANBUL ALTERNATİF TİYATROLAR PLATFORMU - GİRİŞİM
İstanbul Alternatif Tiyatrolar Platformu 2000 yılında kurulmuş, çeşitli tartışmalar sonrasında 2006’da kendisini bir "girişim"e dönüştürme ve varlığını alternatif bir platform yapısı inşa edilene kadar, geçici bir tiyatro inisiyatifi olarak sürdürme kararı almıştır. İstanbul Alternatif Tiyatrolar Platformu-Girişim (İATP-G) eğitim - araştırma konseptine sahip çıkan, gruplar arası iletişimi ve dayanışmayı düzenli ve sürekli kılmaya çalışan, yapı ve işleyiş bakımından alternatif bir okullaşmayı teşvik eden bir oluşumdur. Görev ve yetkilere göre sınıflandırılmış, alt-üst ilişkilerin kurulduğu hiyerarşik bir yapı olmayı reddeder.
İATP-G üyesi topluluklar kültürel çoğulculuk, insan hakları ve demokrasi gibi temel konularda ortaklaşmaya ve alanlarında özelleşen platformlar (Çalışanlar Tiyatrosu Platformu ve Üniversite Tiyatroları Platformu) kurarak dinamik bir yan yanalık içinde ilişkilenmeye özen gösterirler.
İATP-G örgütsel planda İstanbul’daki tiyatro topluluklarını bir araya getirmeyi hedefleyen yerel bir platform yapılanması olmasına rağmen bölge dışında alternatif tiyatro perspektifine sahip tiyatro grupları ile de temas halindedir. Yerelde ya da ülke ölçeğinde, kendisini alternatif tiyatro örgütlenmesinin ne tek sahibi ne de merkezi öznesi olarak görmektedir. Ortak sorunlar çerçevesinde dayanışmayı, bilgi alışverişini ve ortak etkinlikleri hedefleyen bir yapıdır. Bu yapı amatör, akademik, profesyonel, her çeşit tiyatro çevresine açık olan ve kendi alanlarında özelleşen platformların kurulmasını teşvik eden bir anlayışla hareket eder. Ülke genelinde faaliyet gösteren farklı tiyatro örgütlenmeleriyle dayanışma perspektifinde bir araya gelmeyi önemser. Bu nedenle de Türkiye Tiyatro Kurultayının düzenleyicileri arasında yer almıştır.
Bizler, İATP-G grupları olarak, toplum tabanından başlayacak muhalif bir sanatsal hareketin, toplumsal değişimdeki rolünün farkındayız. Bu bağlamda dayanışmaya ihtiyaç duyan tüm toplulukları, sanat alanında ortak bir çatı örgütlenmesinin temellerini atmak için 12 Eylül 2009’da yapılacak olan Türkiye Tiyatro Kurultayı’na katılmaya davet ediyoruz.
Biz orada olacağız!
|
TİYAB adına kaleme alan
Cüneyt Yalaz
TÜRKİYE TİYATRO KURULTAYI – İSTANBUL BULUŞMASI
TİYATRO YAYINCILARI BİRLİĞİ BİLDİRİSİ
Türkiye Tiyatrosu yeni bir süreçten geçiyor. Bu süreç, sanatçılar için hem belli zorluklar hem de belli fırsatlar sunuyor. Tiyatro yayıncıları olarak bu sürece örgütlü bir dayanışma ve iletişim içinde girmenin zorunlu olduğunu düşünüyoruz. Bu yüzden, tiyatro alanında yayın yapan kurumların dahil olabileceği bir yapı olan Tiyatro Yayıncıları Birliği’nin [TİYAB] kuruluşunun, örgütlenme ana başlığı taşıyan Tiyatro Kurultayı ile aynı döneme denk düşmesi anlamlıdır.
Son yıllarda Türkiye Tiyatrosu’nda önemli sorunlar yaşanıyor. İfade özgürlüğü önündeki engeller, sansür, idari baskılar, oyun yasaklamalar, altyapı yetersizliği, vb. “dışsal” sorunların yanı sıra biz tiyatroculardan kaynaklanan sorunlar da yakıcı biçimde kendini hissettiriyor. Estetik ve kuramsal seviyenin düşmesi, sanatsal arayışların zayıflaması, oto-sansür, kişiler ve kurumlar arasında husumet ve hakaret düzeyine varan tartışmalar, tiyatro örgütlerinin çözülmesi gibi tiyatro alanı “içinden” sorunlar sanatımıza her şeyden çok zarar veriyor.
Tüm bu (ve benzeri) olumsuzlukların yanı sıra Türkiye Tiyatrosu önemli gelişmelere de gebe. Genç kuşaklarda tiyatroya yönelik ilginin gelişimini gözlemlemek mümkün. Amatör ve yarı-profesyonel topluluk sayısında yaşanan artış, internetin getirdiği olanaklar sayesinde tiyatro yayıncılığında yaşanan nicel gelişme, alternatif estetik ve örgütlenme arayışları gelecek için umut veriyor. Bu olumlu gelişmelerin heba olmaması için doğru kanallarda akması gerekiyor. Tam da bu noktada içi boşalmış ve etkisizleşmiş tiyatro örgütlerinin yeniden canlandırılması, farklı alanlardaki tiyatro kurumlarının birbiriyle iletişim ve dayanışma kurmalarına olanak sağlayacak bir çatı örgütlenmesinin oluşturulması hayati önem taşıyor.
Tiyatro Yayıncıları Birliği bu perspektifle bir araya gelmiş, tiyatro yayıncılığı alanında deneyim sahibi kurumları bir araya getiriyor. Evrensel yayın ilkelerini tiyatro yayıncılığı alanında bir standart haline getirmeyi, yayın içeriklerinin düzeyini yükseltmeyi, Türkiye Tiyatrosu’nun yaşadığı sorunlara müdahil olmayı ve yayıncılar arasında dayanışmayı temel alan ilişkiler kurmayı hedefliyor.
Tiyatronun hangi alanında faaliyet gösterirsek gösterelim, aslında ortak ya da benzer sorunlarla mücadele ediyoruz. Ve bu mücadeleden galip çıkmak ancak örgütlü dayanışma ve iletişim kanallarının kurulmasıyla mümkün.
Özgür ve bağımsız bir tiyatro için,
Dayanışma için,
Tiyatronun nitelik kazanması için,
Tiyatronun içinde yaşadığımız toplumun kurucu ve etkin bir öznesi olabilmesi için,
12 Eylül’ün topluma ve tiyatroya vurduğu darbeyi yine 12 Eylül’de aşmak için,
Örgütlenmenin ve Kurultay’ın tarafındayız.
|
Yılmaz Onay'ın Bildirisi
Kent olarak büyükülüğü, ne yazık ki bir masum yağmur yüzünden uğradığı su baskınlarının büyüklüğü ile ölçülür hale gelmiş zavallı İstanbul’da, tiyatro davamız üstüne düzenlenen bu bizlerce çok önemli kurultayımıza böylesine yoğun ilgi gösteren sevgili katılımcıları saygı ve minnetle selamlıyorum ve aralarında olamadığım için beni bağışlamalarını diliyorum.
İzin verirlerse, kendilerine, uzaktan da olsa birkaç satırla seslenmeyi görev bildim. Neden mi? Ülkemizin havası, giderek iyice kararıyor. Ve karanlık arttıkça, sanatsal özgürlüğün her damlası altın değerine yükselmekte, özerklik ise iyice: “ara ki bulasın”, durumuna düşmekte. Bunun da, sanatı -ve tabiî en başta da tiyato sanatını- boğan bir cemaat yaşamına girmek demek olduğunu belirtmeme gerek yok herhalde. Ama işte, her koşulda direnme olanakları da var yine neyse ki.
Sanatsal Özgürlüğümüz ve Kamu Maddî Destekli Özerk Sanatımız için DİRENMEK!
“Direnme” sözcüğünü özellikle seçtim. Çünkü, söz konusu karanlık, duruma göre en kaba yöntemleri seçmekte hiç duraksamıyor. Dolayısıyla bugün, örneğin tiyatro alanında (diyelim devlet tiyatrolarında), henüz şeklen bile olsa varlığını koruyan “yarı özerk” işleyiş, duruma göre anında “berhava” edilebilmektedir. Böyle durumlarda siyasi erk doğrudan tiyatronun iç bünyesini karmakarışık etmişken, geri çekilip hiç bir şey yapmamış gibi, tiyatrocuların ortaya çıkan karmaşa nedeniyle birbirlerini suçlamalarını – herhalde bıyık altından gülerek – izlemektedir. Bu, mevcut yasada var görünen yarı özerkliğin aslında bakana verilmiş atama yetkileriyle tamamen ortadan kalktığını somutluyor. Nitekim yakın dönemde DT.nda ve hemen ardından da İ. B. Belediyesi Şehir Tiyatrolarında yaşandı (Bu her iki olayın, Özerk Sanat Konseyi’ni ya hiçe sayan, ya da hatta ona karşı olan kurumlarda başa gelivermesi ilginç olmalı). Her iki kurumda da, olayın temel nedeninin, özerklik yoksunluğu olduğunu görerek uyaran birkaç arkadaş dışında öteki oyuncular ve kurum dışından müdahele edenler, siyasi erki rahatlatarak birbirlerini suçladılar. Çünkü arızanın, yığın halindeki çok sayıda tiyatro ve tiyatrocu üstünde sanat yönetmeni olarak tam yetkili ama kaderi bakanın iki dudağına bağlı olduğu için kendisi de yönetiminde asla özerk olamayan bir genel direktör işleyişinde yattığını göremiyor, ya da başka türlü olamaz sandıkları için görmek istemiyorlardı. Oysa tiyatro sanatının doğasına uygun ve uygar dünyada da uygulanan işleyiş, kadrosu ve mekanları makul sayıyı aşmayan, kendi bütçeleriyle bağımsız işleyişte ayrı ayrı, tam ya da belli oranda ödenekli ama mutlaka tam özerk çok sayıda tiyatrolar tarzındadır. Her bir tiyatronun tam yetkili sanat yönetmenleri ise bu yetkiyi ancak anlaşmada belirli süreler için taşırlar ve atamaları ya seçimle olur, ya da kendileri seçimle gelen, tiyatro alanının uzmanı otoritelerden oluşmuş kurulca atanırlar.
Direnme deyimine şimdi geliyoruz işte: Şu andaki siyasi erkin, mevcut ve yıllardır başarıyla işleyen özerk kurumları bile bir bir kendi inisiyatifine geçirirken, tiyatro için özerk işleyişlere hiç mi hiç tahammül etmeyeceğini gördüğümüz için, biz diyoruz ki: Somutta, ödenekli tiyatrolardaki tiyatrocuların devlet görevlisi güvencesini de yok ederek onları köleleştirecek değişikliklere karşı çıkılmalı, çünkü o çözümde tam yetkili tek kişi, bu kez o kadar sayıda özel tiyatronun patronuymuş gibi oyuncularla yapılacak anlaşmalarda da tam yetkili oluyor – ve tabii bakan veya belediye başkanı da onun tepesinde tam yetkili, onlara bu yetkinin hesabını soracak kimse yok! Bu kadar seçim fetişisti görünen iktidar, kendi altında seçimin s’sini düşünmüyor (salt kendine demokrat diye bunlara deniyor ya!) Bu durumda özerklik talebi, bu iktidara onu kötüye kullanma şansı verir, diye mail alışverişini de bıraktı arkadaşımız. Olacak iş değil.
Bizse, tam tersine iktidarın gerçek tutumunu açığa çıkaracak yol yöntem bulup uyguluyorduk. Sonunda benim çay bahçesinde buluştuk, vedalaştık. Bizim yaptığımız, günü geldiğinde değerlendirilmek üzere kamuoyunda bir özerklik bilinci bırakmak ve o gün gelene kadar da muhalif kalabilmek için gerekli direnci oluşturmaktı. Bunlar, son dakikaya kadar salt benim fikirlerim iken, son dakikada arkadaş, annesiyle geldi. Anne neredeyse aynen benim söylediğimi söylüyordu. Hem şaşırdım, hem sevindim. Arkadaş’tan alacağım satır hâlâ olmamış. Her neyse...
Özel Tiyatroda Özerklik ve Özgürlük
Buraya dek söylediklerim yalnızca ödenekli tiyatrolarla ilgili gibi görünüyor besbelli. Oysa ben o örneği de genelgeçer sonuçlar içeriyor görüşü ile savunmaktayım. Örneğin özel tiyatrolarımızın elbette en önemli sorunları sanatsal özgürlük olur. Çünkü özerkliğe zaten sahipler, gibi bakılır! Ama gerçek öyle mi acaba?
Burada özerklik savının en önemli yanı görünür oluyor: Özerklik, ancak kamu maddi desteği varsa söz konusudur. Yani önümüzdeki durumda, devlet yardımı alıp da sanatsal bazda hiçbir devlet müdahelesi görmemesi esastır. İşleyiş zaten böyle, diyecekiniz, ama biz bunun aksini de yaşadık yıllar önce. AST, İbsen’in “Bir Halk Düşmanı”nı oynuyor. Finalde cam işçisi tertemiz bir küçük şov yapıyor ve çok naif bir ivme ile eylemini tamamlıyor. Tam bu son anda bir de küçük bakışı var ki gencin, model alınabilir. (Oynayan: Uğur Polat). Oyuna dramaturgun ve rejisörün kattığı sahne bu aslında. Ama yardımın kesilmesine neden olan milletvekilinin, oyunda yoktu da AST kattı, zannettiği perdeyi, yani bşk.Stockmann’ın açıkta düzenlettiği, gerçekten de çok hareketli politik sahneleri, İbsen öyle yazmış, biz değiştirmiş değiliz. Evet, AST’a yardım çıkmayıverdi. Gerekçe ise ancak başarılı bir Cumhuriyet muhabirinin, sözünü ettiğim milletvekilini konuşturması saysinde anlaşılabildi: O sahneyi kendimiz öyle düzenleyerek İbsen’in oyununu siyasileştirmişiz!
Burada, yardım söz konusu olmasa milletvekili oyuna dokundurtamayacaktı. Yani, tiyatroya, bu oyunu oynayabilecek kadar özgürlük tanınıyor, ama hem kamu maddi desteği alıp hem de bu oyunu böyle oynayabileceği kadar özerklik tanınmıyor! Son yıllarda ise, nice oyun yasaklandı, nice oyun sahnelerden kaldırıldı. Hele amatör tiyatrolara bu anlamda özgürlük tanınması demek olan önceden izin alma zorunluluğundan kurtulmak bir türlü gerçekleşmedi sanıyorum.
Belki Özerk Sanat Konseyi’nin yakın zamanda tamamlayıp kamuoyuna sunduğu özerk işleyişli bir “Türkiye Sanat Kurumu” yasa tasarısı taslağı, bu olgunluğu ile yıllar önceki Mersin kurultayına getirilebilmiş olsaydı, kurum o dönemde kurulmuş olacaktı ve bugünün iktidarı o işleyen mekanizmayı durdurmakta daha bir zorlanacaktı. Şimdi ise, yitirdikçe değerini çok daha iyi kavradığımız sanatsal özgürlüğümüz ve hele kamu maddi desteğini özgürce kullanabilmek demek olan özerk sanat işleyişimizin sürekli gerilemesi, sanat etkinliğini başlıbaşına bir mücadele alanı haline getirdi.
Bu alanı terketmeyeceğiz, kamuoyu oluşturarak özgürlük ve özerklik bilincini diri tutacağız ve tiyatro sanatımızı sadece olduğu düzeyde korumakla da kalmayıp inadına hem ülke düzeyinde daha derin ve daha yaygın duruma getireceğiz, hem de uluslararası düzeyde daha yarışkan bir yaratıcılıkla çıtayı sürekli yücelteceğiz. Ben bu yaşımda bunu umutla söyleyebiliyorum, genç arkadaşlar haydi haydi alıp ilerilere götüreceklerdir bu güzel-sanat bayrağımızı!
|
Erhan Gökgücü
TOMEB Bşk.
SANATIN ÖRGÜTLENMESİ
Öncelikle, bir günlük bir araya geliş bile olsa ve bu nedenle böylesi bir ön çalışmaya “Kurultay”denmesi pek olası olmasa da, bu buluşmanın fikir sahiplerine, yaşama geçirilmesine önayak olanlara ve katkı veren herkese “aklınıza, emeğinize sağlık“ diyorum. Geç kalınmış olan ve ülkemizin öznel koşulları yüzünden daha önceleri atılan adımlarla sağlıklı yol alınamamış olunan bir yeniden örgütlenme yolunda bu kez atılacak adımların sanatın ve sanatımızın gerekirliliğinin daha iyi kavratılması, ivme kazanmasına önemli katkılar vermesini dilerim.
Evet ülkemizde 60’lı yılların sonlarından başlayarak örgütlenmemiz doğrultusunda çok sayıda girişimlerde bulunuldu, önemli şeyler konuşuldu, umut veren adımlar atıldı; ancak ne yazık ki o günlerden bu güne gelişen olumsuz koşullara da çok çabuk teslim olduğumuzu anımsamak ve geçmişin hatalarından ders almak durumunda olduğumuzu düşünüyorum.
1990’ların başlarında sanatın yurt çapında örgütlenebilmesi yolunda oldukça kapsamlı bir rapor hazırlayıp kendi olanaklarımla çoğaltıp ilgililere dağıtmıştım. Bir araya gelme zorunluluğunun yeniden gündeme geldiği bu gün, o zamanki çalışmalarımın bugünün koşullarına yanıt verebileceğini düşündüğüm bazı noktalarını ve onlara ekleyebileceğim bazı görüşlerimi çok kısaca görüşlerinize sunuyorum:
Öncelikle, tiyatro sanatının öznel yapısından ötürü örgütlenme sorununa yalnızca tiyatronun örgütlenmesi olarak değil; nihai hedefin “sanatın örgütlenmesi” doğrultusunda bakmak gerekliliğini belirtmeliyim. Bu da nihai hedefte “Arts Councell” modeli bir yapılanmanın ülkemizin öznel koşullarına yanıt verebilecek bir yeni kurgu ve yeni bir bakışla oluşmasında yatıyor. Gerçi hal-i hazırda “sanat konseyi “ adlı bir yapılanma var ise de bu yapı mevzuat desteği alamadığı ve kurgusu nedeniyle bir dernek görünümü ve olanaklarından öteye varamamakta.
Ancak ülke çapında bir yeni yapılanma, demokratik merkeziyetçi ve gerekli mevzuat desteği ile erk sahibi olabilmiş bir yapılanmaya ulaşabilmek öyle kolayca üstesinden gelinebilecek bir sorun değil. Buna aşama aşama varmak gereği var. Ne var ki şu inancımı baştan açıklamak durumundayım: Herkesin kapısının önünü temizlemesi genelde temiz bir çevreye ulaşmak anlamını taşımaz.
BİRİNCİ AŞAMA İÇİN ÖNERİLER
*Anayasa değişikliğinden yeniden söz edildiği şu dönemde 64. Maddenin korunması ve hatta olası ise geliştirilmesi yönünde ortak duyarlılık. Şunu bilgilerinize sunayım; Anayasa değişikliğinin ilk gündeme gelişinde Tomeb öncülüğünde 11 kuruluşun imzası ile ortak bir tavır sağlamıştı.
*Tiyatro sanatına ve giderek diğer sanat disiplinlerine çeşitli erklerce uygulanan olumsuzluklara karşı çıkışı, ortak duruşu, ivedi iletişim ağı kurarak sağlayabilecek; kendi aramızda doğacak çelişkileri antagonizmaya dönüşmeden çözebilmeyi ilke edinmiş ve ülkenin çeşitli bölgelerinde sözünü ettiğim iletişim olanaklarına sahip meslek ve sivil toplum kuruluşlarının birer sekreterya görevini yürütecekleri bir “Destekleşme hareketi”. Ve bunun en kolay yolla sağlanması adına bu kurultayda düşünce birliğine varmış kuruluşların e mail, tel. ile yönetim kurulları isim ve telefonlarının bir liste halinde dağıtılması; çok sayıda tiyatroyu barındırması nedeniyle İstanbul’da bir kuruluşun adeta bir genel sekreterlik görevini üstlenmesi.
*Profesyonel ve amatör tiyatroların ayrı ayrı kurgulanmış bir aradalığı ve ikisinin de sanatsal sorunlarda birbirilerine destek vermeleri anlayışı.
*Ödenekli ve Özel profesyonel toplulukların KESK ve DİSK bünyesinde toparlanmalarının yollarının sözü edilen yapılarla bir arada çalışılarak sağlanması. Bu konuda özellikle güç şartlarda yaşayan özel tiyatrolarımızın önüne bir dolu sorun çıkaracağını hepimiz bilmekteyiz. Bu noktada özel tiyatroların işverenlerinin de (sanırım geneline yakınının) bir manifaktür sanayi elemanı gibi çalıştığını göz ardı etmez isek elbirliği ile ve aşama aşama üstesinden gelebileceğimiz orta ya da uzun erimli bir sorun olarak görebiliriz. KESK ve DİSK bünyelerinde konuşlanmış sanat alanı çalışanlarının sayısal azlıkları nedeniyle, onların sorunlarını toparlayabilecek birer komisyon ya da masanın oluşturulması. Bu konuda sanat alanlarında sendikal faaliyet gösteren başka bünye ve üyeleriyle, görüş ve talepleri çok aykırı yönde olmadıkça, ideolojik nedenlerle iletişimin kesilmemesi yönündeki görüşümü de sunarım.
*Çeşitli nedenlerle çok uzun zamandır doğru ve yeterince yararlı işlemeyen “Özel Tiyatrolara Devlet Desteği” konusunun ele alınması ve bakanlığa üzerinde mutabakata varılmış bir metinle önerilerde bulunulması, konunun sıkı takip edilmesi. Bu konuda sayın Hasan Erkek ile benim birer çalışmamız bulunmakta. Ağırlıklı olarak benzerlikler taşıdığına inandığım bu çalışmaları görüşünüze ve geliştirmeye açabiliriz.
İnanıyorum ki bunlar ve dile getirilecek başka genel sorunlar adına bir arada, inançla, sabırla ve ilkeli bir çalışmanın ilk meyvelerini gördüğümüzde sıra sanatın ülke çapında ve toplumun daha fazla yararına yönelik şekilde gelişmesi için yazımın başında belirttiğim nihai hedefe doğru adım atılabilir. Ne var ki bu ikinci adımı yukarıda belirttiğim ilk adımlardan önce atmaya kalkar isek ve bunu hangi siyasal erkten talep edersek edelim, daha önceleri yaşadığımız düşkırıklığını bir kez daha ve daha büyük acıyla yaşayabiliriz.
Biliyorum, kolay değil ak sayfaya kolayca yazılan şeyleri hayata geçirebilmek. Bu satırları yazarken Brecht’in şu sözü yola gösterdi bana :
GERÇEK ÇIKARLARIMIZIN NEREDE OLDUĞUNU GÖREBİLMEK…
Hepinize içten sevgi ve saygılarımla.
|
DENİZLİ EDEBİYAT DOSTLARI TİYATRO TOPLULUĞU
TİYATRO EMEKÇİLERİ….. MERHABA
İnsanın geleceğini tartışmak sanatçının işi değilse kimin işidir….
A.TİMUÇİN
İnsanlar ne yapacağını bilmemenin şaşkınlığı içinde. Yabancılaşmış… tepkisiz…. umutsuz… kendine ve yaşama karşı ilgisiz. Tüm insani değerler alt üst olmuş durumda…………….
Kaygı yok… anı yok…. sevgi yok… nefret de olmayacaktı ne kadar kolay olacaktı oysa insan olmasaydık….. işte darbecilerin isteği buydu.
Nesnellikten kurtulup toplumun öznesi olmak istiyorsak ve tarihin seyircisi değil, oynayanı ve hatta yazıcıları arasında yer almak istiyorsak, tarihle hesaplaşmak gibi bir derdimiz varsa örgütlenmek zorundayız…….daha üretken daha güçlü daha etkin olmanın temelinde örgütlenme vardır. İnsanın insanlaşma mücadelesi örgütlü mücadeleyle mümkündür. Bunun da açıklık ve katılımcılığı bilerek sürekli ve kesintisiz çaba ile gerektiğini bilmeliyiz.
İnsanların doğaya karşı ve diğer insanlarla ilişkilerinde, belli konularda ve ortak amaç doğrultusunda, irade ve eylem birliği yapmak için oluşturdukları bir araçtır örgüt. Bu anlamda tüm örgütlenmeler hedeflenen amaca varmak için insanların belli şeyleri birlikte yapmak üzere emeklerinin birleştirilmesinin somuttaki ifadesidir. Belirlenen amaca varmak için birlikte davranış ve eylemi amaçlamayan örgütlenme olmaz.
Tarihsel nedenlerle demokrasi geleneğinin güçlü olmadığı bizim gibi ülkelerde………… birkaç akıllı…… başkalarını düşünme zahmetine sokmadan kendileri karar verip, hazır yemekleri insanların önüne sürmektedirler. Sorun: hazırlanan yemeğin zorla yada kolaylıkla yedirilmesi değil, yemeğin birlikte yapılıp, birlikte yenmesidir……… herhangi bir şeyi güzel de yapabiliriz çirkin de. Asıl olan doğru yapmaktır. Bir de: temsilciliğin temel alınması veya örgütlenmenin temsilciliğe indirgenmesi…….. bireysel ve yüzeysel ilişkiler………… keyfiyet…….. öznel çıkarlar…….. biz yerine ben…… v.b küçük burjuva alışkanlıkları. Böylesi anlayışlar merkezde iseler merkeziyetçiliği, merkez dışında iseler demokrasiyi ön plana alırlar. Davranışlarına göre örgütsel ilke belirlerler.
Oysa örgütü ve kişileri güçlendiren ve özgürleştiren kararın alınabilmesi, verimli tartışmaların yapılabilmesi ise tartışma kanallarının sürekli açık olmasını gerektirir. Kişiler kararın aksi yönünde düşünse bile kendilerini sürecin içinde hissetmeleri çok önemlidir. Kişileri etkinleştirir, güçlendirir. Karar sürecine katılma; kişi iradesini olumlu etkiler ve kişiyi özgürleştirir. Kişi yanlış da yapsa kendi yanlışını yapar (yanlış yapmayanlar aptallar ve iş yapmayanlardır).
Merkezi otoritenin güçlü olduğu ülkelerde devlet dışındaki tüm örgütlenmeler muhalif olmak zorundadır (her zaman toplumsal dinamizmi barındıran örgütlenmeler, var olanı koruma ve sürdürmeyi temel alan statikocu güçler tarafından engellenmek durumunda olduğundan). Her muhalif örgüt toplumsal değildir ama her toplumsal örgüt muhalif olmak zorundadır.
Temeli sağlam oluşturulmayan yapılanmaların üstünde sağlıklı yeni ilişkiler yaratmak mümkün değildir. Yaşasın tiyatro yaşasın sanat………………….
Kültür insanı ayağa kalk, öbür insandan sen sorumlusun…
|
Hasan ANAMUR
1. TÜRKİYE TİYATRO KURULTAYI
Toplantı tarihi olarak 12 Ekim’i seçen 1. Türkiye Tiyatro Kurultayı düzenleyicilerinin, temel bir olguyu en baştan vurgulamak istedikleri anlaşılıyor: ülkemizde de sanata saygı duyulması, düşünce, anlatım ve örgütlenme özgürlüğünün sağlanması zorunluluğu.
Bireyi düşünen, değerlendiren, seçen birey olmaya canlı olarak yönlendiren tiyatro, tarih boyunca ezberletilmiş tekdüze yaşam biçimleri dışına çıkamayanlarca, düşünme ve değerlendirme yetisi edinememiş olanlarca düzenbozucu olarak görülmüş, engellenmeye, yasaklanmaya, yok edimeye çalışılmıştır. Durum bugünün Türkiye’sinde de ne yazık ki farklı değildir.
Tiyatromuz bugün maskeli bir güce, kendi dışındaki bir iç güce direnmek durumundadır. Bu iç güç, 2010 Dünya Kültür Başkenti seçilmiş olan İstanbul’un merkezindeki tiyatroları önceleri açıkça sürdürülen yıpratma girişimleriyle, giderek sinsileştirilen politikalarla yıkmış ya da kullanılmaz hale getirmiş, kültür mirası nileliğindeki Muhsin Eruğrul Sahnesi’nin yıkımını binanın bir salonunda oyun sahnelenirken habersiz başlatmış; Kültür Bakanlığı yıkım planını gerçekleştirilemese de – bir Kültür Bakanlığı ülkesinin Kültür Başkenti’nin başlıca tiyatro kompleksini yıkmak istemiştir ! – Atatürk Kültür Merkezi’nin, sonuçta, bütün salonları ve olanaklarıyla bugün devre dışı kalmasını sağlamıştır.
Toplumun nabzını tutan tiyatrocuysa Atatürk Kültür Merkezi’nin belli inanç yapısındaki bir güç tarafından yıktırılmak isteneceğini ve niçin yıktırılmak isteneceğini, bu olaydan 20 yıl kadar önce Devekuşu Kabare Tiyatrosu’nun Deliler’inde sahneden anlatmıştı. Tiyatrocu geleceği görür.
Bu geleceği olumsuzluklardan kurtarmak, olumlu yönde yapılandırmak için tiyatrocuya bugün önemli görevler düşmektedir: bir yandan içerden gelen dış baskılara bilinçli biçimde direnme, kendi örgütleri arasında anlaşma ve dayanışma sağlama; öte yandan da, Devlet ve Şehir Tiyatroları ile özel tiyatroların yapılanma ve yaşama sorunlarına kalıcı çözümler üretme ve bunları yaşama geçirme.
Toprağının önemli bir bölümü anfitiyatrolarla örülü ülkemizde önemli bir sorumluluk yüklenen 1. Türkiye Tiyatro Kurultayı’nı düzenleyenleri kutlarım. Çabaları umarım ciddi bir çözüme doğru bir adım olur.
|
|
|
TÜRKİYE TİYATRO KURULTAYI ANKARA BULUŞMASINA KATILACAKLAR
(bilgi geldikçe eklenmektedir)
- Abdullah Demiralp
- Adnan Tönel
- Ahmet Nuri Aydın
- Akın Çetinkale
- Alper Kaya
- Aykut Ulu
- Aynur Diz Ölkebaş
- Burak Paçacıoğlu
- Bülent Sezgin
- Ceren Okur
- Deniz Boldaz
- Didem Bilmez
- Duygu Dalyanoğlu
- Ehlullah Yiğit
- Elif Özüduru
- Emircan Sucu
- Enis Ekinci
- Erhan Gökgücü
- Ertuğrul Timur
- Eser Dilsöz
- Esra Çetin
- Fırat Güllü
- Gamze Yılmaz
- Hakan Güneri
- İlker Yasin Keskin
- Levent Mertoğlu
- Mehmet Esatoğlu
- Mustafa Acan
- Mustafa Çirkin
- Naim Kazandıoğlu
- Nazım Sarıkaya
- Nedim Saban
- Nurkut İlhan
- Orçun Masatçı
- Orhan Aydın
- Özge Fırat
- Özgür Eren
- Pınar Doğanay
- Rasim Aşın
- Reyhan Suçeken
- Seçil Özkan
- Sibel Aygül
- Taner Olçum
- Turgay Ön
- Turgay Tanülkü
- Volkan Mantu
- Yener Aksu
- Zafer Gecegörür
|
|